31 Aralık 2019 Salı
Dondurma mevsiminde Beta virüsüne dikkat
15 Mart 2010 Pazartesi
Uzmanlar uyarıyor: Aldığınız hazır gıdanın içeriğini kontrol edin
Uludağ Üniversitesi (ÜU) Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı ve Beslenme Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Hasan Doğruyol, "Katkı maddeleri benzeri küçük molekül ağırlıklı bileşikler alerjik etki meydana getirirler. Sonuçta bu maddelere karşı astım, ürtiker(kurdeşen), rinit(saman nezlesi), gibi reaksiyonlar ortaya çıkar." dedi.
Paketlenmiş ürünlerin içerdiği zararlar üzerinde fazla durulmadığını belirten Prof. Doğruyol, hazır gıda paketinin içindekiler listesinde ne tür malzemelerin bulunduğunun kolaylıkla öğrenilebileceğini dile getirdi. Özenerek alınan bir ürünün olumsuz bazı şartları taşıdığının bu yolla görülebileceğine dikkat çeken Prof. Doğruyol, şöyle devam etti:
"Bu maddeler bünyemiz için 'alerjik' olabilir. 'Toksik-zehirli', kanserojen-kanser yapıcı, hatta 'teratojen-nesilleri bozucu' etkiye sahip olabilir. Veya bu maddeler Müslüman mutfağına hiç sokulmayacak nesneler de içermiş olabilir. Bazen katkı maddesinin kendisi, bazen de fiziksel ortamı (sadece alkolde eriyen bir katkı maddesinin gıdaya katılması başka türlü mümkün olmadığından) katıldıkları maddeleri şüpheli kılabilir. Bazı içeceklerdeki renk maddelerinin çözünme ortamları çok şüphelidir. Sadece alkolde çözünen bir renk maddesi eğer çözülmeden ortama katılacak olursa tortu bırakır, ortamı renklendirmez. Tortu bırakmıyorsa o zaman belli bir ölçüde alkol içeriyor anlamı taşır."
Yurt dışından getirilen bazı ürünlerin dini açıdan sakıncalarının bulunduğuna vurgu yapan Doğruyol, örnek olarak Yahudi (Kosher) diyetlerini gösterdi. İsrail'de yapılan gıda maddelerinin içerisinde sadece alkolde eriyen E 320 (butilated hydroxyanisole) ve E 321 (butilated hydroxytoluene) kullanıldığını kaydeden Hasan Doğruyol, bu tür ününleri alırken dikkat edilmesi gerektiğine işaret etti. Gıda seçimini etkileyen sosyal faktörlerin başında dini kısıtlamalar ve birtakım kişisel tercihler geldiğine işaret eden Prof. Dr. Doğruyol, her dinin veya sosyal gurubun haramları, mekruhları olduğunu, kişilerin seçimlerini bu haramlardan mümkün mertebe sakınacak şekilde yaptıklarını, bu seçimde öncelikle gıdanın kaynağı belirleyici olduğunu kaydetti. Doğruyol, İslam dininde kaynağı bakımından yenip içilmesi mutlak yasak olan nesnelerin domuz eti ve şarap olduğunu, bir de metinlerle yasaklanmadığı halde tabiatları gereği yasak olan maddeler olduğuna dikkat çekti.
Bunun yanında, birtakım hükmi yasakların da söz konusu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Doğruyol, şunları kaydetti: "Musevilikte de domuz ve domuz ürünlerini tüketmek yasaktır. Vegeteryenler (etyemezler) benzeri bazı sosyal guruplar belirli hayvanların etini yemezler. Gıda katkıları ve bunların muhtemel maddi manevi zararlarının belirlenmesi, sağlığa zararlı ve inançlara ters oldukları belirlenen bu katkılardan sakınma yollarının ortaya konması gerekir. Bu konuda gıda etiketleri çok önemli bir görev üstlenir. Etiketlerdeki bilgilerin aksi ispat edilinceye kadar doğru kabul edilmesi esastır. Fakat bazı etiketlerin biraz daha ayrıntı içermesi önerilebilir. Örneğin hayvan kaynaklı maddelerde hayvanın cinsi ve kesilme özellikleri zikredilebilir. Özellikle yağ asitleri ve aminoasit içeriklerinde kaynak ve muamele özellikleri açıklanmamış ise ortada aydınlanması gerekli unsurlar vardır."
Gıdalarda kullanılan katkı maddelerinin sayısının binlerle ifade edildiğini belirten Doğruyol, bunlara her yıl yüzlercesinin daha eklendiğini bildirdi. Doğruyol, bunların içinde AB standardına uygun olduğuna karar verilmiş ve 'E' kodu almış olanlarının sayısının 320'ye ulaştığını açıkladı. Gerek bu maddeler ve gerekse henüz standard içine alınmamış veya yeni üretilmiş binlerce maddenin 'E' kodu alabilmek için inceleme sırasını beklediğine işaret eden Hasan Doğruyol, önceden standarda girmiş maddelerin yeni ortaya çıkmış sakıncalı durumlar karşısında yeniden değerlendirilip standarttan çıkarıldığını sözlerine ekledi.
KATKI MADDELERİYLE İLGİLİ BAZI ÖNERİLER
Gıdaları sadece süslemek için kullanılan boya maddelerinin kullanımı en az düzeyde tutulmalıdır.
Bebek ve küçük çocukların gıdalarında asla katkı maddesi bulundurulmamalıdır.
Çocuk ve gençler, sağlığa zararlı katkı maddeleri içeren gıda maddelerinden uzak tutulmalıdır.
Çocuklara sağlıklı olmayan beslenme alışkanlığı kazandıran her türlü reklâma sınırlama getirilmelidir.
Astım, alerji ve hiper aktivite belirtileri olan çocuk ve gençler, özellikle renklendiriciler(colouring), bozulmayı önleyiciler (preservatives) ve sabit tutuculardan (stabilisers) uzak tutulmalıdır.
Anne adayları kanserojenik, mutajenik ve teratojenik etkiye sahip katkı maddelerinden şiddetle uzak durmalıdır. Bu maddeleri içeren gıdaların etiketlerinde bu durum kolayca göze çarpacak tarzda belirtilmelidir.
Besin değeri olmayan gıdalara özendirme yapılmamalıdır.
Okullarda çocuklara hazır ve işlenmiş gıdalar içeren ürünler verilmemelidir.
Çeşitli imkânlar kullanılarak iyi beslenmenin yararları hakkında kamuoyu aydınlatılmalıdır.
Katkı maddesi olarak kabul edilmeyen ve bu bakımdan etiketlerde gösterilme mecburiyeti olmayan bazı maddeler de katkı maddeleri listesine alınmalıdır.
Hiperaktivite tanısı almış çocukların gıdalarından katkı maddeleri derhal çekilmelidir.
Özellikle astım, alerji, kalp hastalığı, hipertansiyon, damar sertliği, mide-barsak rahatsızlığı olan yetişkinler, bu rahatsızlıklarını alevlendiren gıdalara karşı sergiledikleri tavrın aynısını gıda katkılarına karşı da sergilemelidir.
Genleriyle oynanmış besin ve katkı maddeleri yeni ve büyük bir küresel kirlenme türü olarak bütün canlı nesillerini tehdit etmektedir. Bunlarla ilgili olarak halk bilgilendirilmeli ve kısıtlamalar getirilmelidir.
Gıdalardaki katkı maddeleri, gıdalar hakkındaki dini-kültürel hükümlerde belirleyici olabilirler. Bu bakımdan tüketicilerin bu konuda gösterdikleri hassasiyete saygı gösterip, gıda seçimlerinde onlara yardımcı olmak için gıda etiketlerinde yeterli açıklamalara yer verilmelidir.
Bütün bu önerilerin geçerlilik kazanması için öncelikle gıda etiketlerini tanımak gerekir. Ayrıca, katkı maddelerinin nelerden ibaret olduklarını, kaynaklarını, erime özelliklerini, zararlı etkilerini de bilmek zorundayız. Bunları bilmekle belki bir ölçüde kendimizi bu maddelerin zararlarından koruyabiliriz.
23 Eylül 2009 Çarşamba
D vitamini eksikliği kalbi vuruyor
İtalyan La Stampa gazetesinde yayımlanan habere göre, ABD'deki Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Massachusetts Hastanesi tarafından yapılan araştırma sırasında, kandaki D vitamini düzeyi ile 65 yaş üstü ölüm oranı arasındaki ilişki inceledi.
Araştırmacılar, 3 bin 400 kişinin kan örneklerini analizi sonucunda, D vitamini oranı düşük olanların kalp hastalıklarından ölme riskinin diğerlerinden üç kat fazla olduğunu tespit etti.
Bu vitaminleri içeren gıdaları tüketenler gripten korunuyor
Bostancı, yaptığı açıklamada, mevsim geçişlerinde yaşanan hava değişiminin gribal enfeksiyonlara sebep olduğunu kaydetti. Isı değişikliklerinden etkilenmemek ve gribal enfeksiyona şakalanmamak için düzenli beslenmenin çok önemli olduğunu kaydeden Bostancı, "A, C, E, selenyum ve çinko gibi beş vitamini içeren gıdalar tüketilmesi gribal enfeksiyondan ciddi şekilde korur." dedi.
Balık, kırmızı et, süt, yoğurt, havuç, roka, dereotu, maydanoz, tere, brokoli, ıspanak, havuç gibi gıdalarda bol bol A vitamini olduğunu ifade eden Bostancı şu bilgileri verdi: "Özellikle A vitamini içeren bu gıdalar bol bol tüketilmelidir. Bunun yanında C vitamini içeren sevri biber, turunçgiller soğan, kereviz, kivi gibi C vitamini içeren gıdalar da vücut direncini artırarak hastalıktan korur. Bitkisel yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, yumurta gibi gıdalar da da E vitamini bolca bulunur. E vitamini de bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Turp, mantar, sarımsak, balık çeşitleri gibi deniz ürünlerinde de selenyum bulunur ve hastalıklara karşı vücudun savunmasını artırır. Yine et, peynir, yumurta, kuru baklagiller kepekli tahıl ürünleri de çinko bakımından zengindir. Dengeli beslenme için bu beş vitamini içeren gıdaların düzenli olarak tüketilmesi çok önemlidir."
Mevsime göre giyinmenin vücut ısısını dengelemek bakımından önemli olduğunun altını çizen Bostancı, terletmeyen, pamuklu giysilerin tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Kahvaltıyı atlayan çocuk dikkatsiz oluyor
Beslenme alışkanlıkları hayatın her döneminde farklı etkileri ile yaşam kalitesini şekillendirir. Fakat en önemlisi bu alışkanlıkların temelinin atıldığı çocukluk dönemidir.
International Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin, kahvaltı yapmadan okula giden bir çocuğun gün içindeki dikkat ve algılama faaliyetinin çok düşük olduğunu söyledi, kahvaltının önemi hakkında bilgi verdi.
Kahvaltı alışkanlığı olmayan çocuklarda en sık görülen sorunlar dikkat azlığı, öğrenmede zorlanma, problem çözmede güçlük fiziksel güç azlığına bağlı kas koordinasyonunda azalmadır. Tüm aile bireylerinin bulunacağı bir kahvaltı sofrası hazırlamak, kahvaltı alışkanlığı kazandırmak için ilk adım olmalıdır.
YEMİYOR DİYE ÜZÜLMEYİN
Ailelerin sıklıkla en büyük şikayetleri çocuklarının bir şey yemediği şeklindedir. Her çocuğun besin gereksinimi, çocuğun yaşına, ağırlığına, boyuna ve fiziksel aktivitesine bağlı olarak farlılık gösterir.
Bir çocuğun sağlıklı bir beslenme alışkanlığı olup olmadığını değerlendirmek için her besin grubundan ne kadar tükettiği ve bunların dağılımı göz önünde bulundurulmalıdır. İkinci planda ise bu besinleri hangi sıklıkla ve ne şekilde tükettiği önemlidir. Okul öncesi dönemde aileden etkilenen beslenme alışkanlıkları okul ile birlikte arkadaş, öğretmen gibi kişilerden de etkilenir. Aileden sonra okulda da beslenme eğitimi verilmesi çok önemlidir.
DOĞRU YEME ALIŞKANLIĞINI KAZANDIRMAK İÇİN
Anne ve babalar çocuklarının yeme alışkanlıkları konusunda yanlış davranışlarda bulunabiliyor. Diyet uzmanı Dilem İrkin, bu konuda dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:
Çocuklarınız yemek yerken oturmaya teşvik edin. Ayakta dururken, yürürken veya yatakta uzanmış bir şekilde yemek yemesini engelleyin.
Çocuğunuzu yemekle değil, sevgiyle ödüllendirin. Çocuğu yemekle ödüllendirmek veya cezalandırmak yemekle ilgili sağlıksız alışkanlıklar kazandırmaya neden olur.
Onların besin seçme ve bazı besinleri reddetmelerine izin verin.
Çocuklarınızı “hayır, teşekkür ederim” demeye teşvik edin. Besin seçimi yapabilmek çocuğun edinmesi gereken bir davranıştır. Eğer çocuğunuz bir besin grubundaki tüm besinleri 2 haftadan daha fazla süre ile reddediyorsa bir uzmandan yardım alınmalıdır.
“Yasaklanmış” yemek kavramından kaçının.
Bu davranış o yiyeceği daha çok istemesine neden olabilir.
Servis şekli değiştirilerek sağlıklı beslenme planının bir parçası olabilir.
Çocuklarınızı kendi kendine servis yapmaya teşvik edin. Bu davranış şekli onların özgüven kazanmaları için de çok önemlidir.
Eğer çocuğunuz öğle öğününü okulda tüketiyorsa, okulda çıkan yemeklerin çocuk beslenmesine için ne kadar uygun olduğu sorgulanmalıdır.
Sunulan yemeklerin her besin grubundan besin içerip içermediğine bakılmalıdır.
Okul menüsünde çocukların büyüme ve gelişiminde ilk sırada olan protein grubundan (et, süt, yoğurt, kuru baklagiller vs.) bir besin mutlaka olmalıdır.
İkinci yemek seçimi ise temel enerji kaynağı olan karbonhidratlardan (makarna, pilav, börek vs.) sağlanmalıdır.
Üçüncü besin, ise diğer iki besinin tamamlayıcısı olmalıdır. (Yoğurt, sütlü tatlı, salata, ayran gibi.)
Yine bu menüdeki yemeklerin çocukların çiğneme ve yutma faaliyetlerine uygun olup olmadığı önemlidir.
Koku, görüntü, lezzet çok iyi sağlanmalı çocuğun besinden uzaklaşmasına neden olunmamalıdır.
Yemekler çocukların sevdiği yiyeceklerden, uygun hijyen ve pişirme yöntemlerine göre hazırlanmalıdır.
HANGİ BESİNDEN NE KADAR ÜKETMELİ?
Birçok farklı besin büyüme, enerji ve sağlık için gereken temel besin öğelerini sağlarlar. Bu besin öğelerini içeren besin grupları ise şunlardır:
Birinci grup: Et, tavuk, balık, yumurta ve kuru baklagiller bu grupta yer alır. Bu gruptaki besinler iyi kalite protein ve minerallerce zengindir. Özellikle büyüme ve gelişme, doku kazanımı için bu gruptaki besinler oldukça önemlidir. Bu gruptaki besinlerden günde 2-3 porsiyon tüketilmelidir.
İkinci grup: Süt, yoğurt, peynir, süt ürünleri bu gruptadır. Bu gruptaki besinler kemiklerin, dişlerin gelişimi için gerekli kalsiyum, A-B vitamini ve iyi kalite protein içermektedir. Günde 300 - 400ml.süt ya da yoğurt ve bir kibrit kutusu kadar peynir tüketilmelidir.
Üçüncü grup: Bu grupta temel enerji kaynağı besinler, tahıllar yer alır. Bitkisel protein ve B vitamini bulunur. Günde 2-3 porsiyon tüketilmelidir.
Dördüncü grup: Sebze ve meyve grubudur. C vitamininden zengindir. Bir günde 3-4 porsiyon tüketilmelidir.
Beşinci grup: Şeker ve yağlar bu gruptadır, enerji sağlarlar. Aşırı tüketimden kaçınılmalıdır.
Eğer çocuğunuz okulda, evden getirdiği besinlerle bir öğün tüketiyorsa, besin seçimi iyi yapılmalıdır. Besin seçilirken çocuğunuzun sevdiği besinlerden seçmeye, bir öğünde tüketebileceği miktarlarda, uygun saklama koşullarında hazırlamaya özen göstermelisiniz.
BESLENME ÇANTASINA NELER KOYABİLİRSİNİZ?
1- Peynirli bir sandviç veya bir tost
2- İçecek olarak meyve, süt ya da meyve suyu, ayran
3- Ara öğün şeklinde bir öğün tüketilecekse evde yapılmış cevizli ya da meyveli bir kek ya da kurabiye
4- Tahıl gevreği, süt
5- Şarküteri ürünü içermeyen domates, biber, peynirli pizza ya da zeytinli, yumurtalı kanapeler
28 Temmuz 2009 Salı
Salataların ve birçok yemeğin vazgeçilmez lezzeti olan bu sebze birçok derde de deva...
Antioksidan deposu: Domatesin içeriğindeki A ve C vitaminleri, folik asit, potasyum, gıda lifi ve koruyucu antioksidanların yararları tartışılamaz. Sandviçlerinize, omletlerinize, salatalarınıza domates eklemeyi unutmayın.
Gribi önler: Bakteri ve virüslerle savaşmaya yardımcı olan karoten bileşikleri domateste mevcut. Günlük domates ihtiyacınızı domates suyu ile giderebilirsiniz. Soğuk algınlığı ve gribe karşı daha dirençli olursunuz.
Cildi korur: Bir araştırmada, güneşe karşı hassas cilde sahip olan bir grubun günlük beslenmelerine domates eklendi. 10 hafta sonunda ciltlerinin güneşin UV ışınlarına karşı daha güçlü hal aldığı belirlendi.
Kolesterolü kontrol eder: Günlük domates yemeye başladıktan sonraki 4 hafta içerisinde iyi kolesterol seviyeniz yüzde 15 artar, kötü kolesterol seviyeniz düşer.
Yaşlanmayla savaşır: Bazı hücrelerde, serbest radikaller DNA’ya yüzde 42’ye varan hasarlar verirler. Domatesleri, az miktarda zeytinyağı ile tükettiğinizde, yaşlanmaya karşı vücudunuz güçlü bir hale gelir.
Tansiyonu düşürür: Hipertansiyondan şikayetçi olanların her gün domates tüketmeleri uzmanlarca öneriliyor.
20 Nisan 2009 Pazartesi
Her gün bir avuç fındıkla kendini kandırma
Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kınıkoğlu, sınırsızca zeytinyağı tüketiminin yanlış olduğunu söyledi. Kalp hastaları için, zeytinyağı dahil tüm yağların zararlı olduğunu belirten Dr. Kınıkoğlu, kalp hastalarının beslenmelerinde yaptıkları hataları ve dikkat edilmesi gerekenleri anlattı:
* Kalp hastaları için zeytinyağı yararlı mı?
Kalp hastaları için, zeytinyağı dahil tüm yağlar zararlı. Bu konuda da, aynı yumurta meselesinde olduğu gibi, normal insanlarla kalp hastalarını ayırmak lazım. Eğer, "Tereyağı mı daha zararlı zeytinyağı mı?" diye sorarsanız, tabii ki cevabım hiç düşünmeden "Tereyağı daha zararlı" olur. Ama "Zeytinyağı kalp hastaları için faydalı mı?" diye sorarsanız, cevabım kesinlikle "Hayır!"
DOYMUŞ YAĞ İÇERİYOR
* Şimdiye kadar zeytinyağının hep faydalı olduğu söyleniyordu, peki en zararsız yağ hangisi?
Zeytinyağı kalp krizi geçirmiş insanlar için, boyun damarlarında darlık olanlar için, felç geçirmiş ve beyin damarlarında sorun olan hastalar için kesinlikle zararlı. Bu yüzden de hastalığın derecesine göre ya hiç kullanılmamalı ya da çok az miktarda kullanılmalı. Doymamış yağ olduğu için zeytinyağının kalbe faydalı olduğunu iddia edenler; zeytinyağında az da olsa doymuş yağ olduğunu unutuyor. Tüm bitkisel yağların içinde de, zararlı olduğunu kabul ettiğimiz doymuş yağlar var. Örneğin; zeytinyağının 100 gramında 73 gram tekli doymamış, 11 gram çoklu doymamış yağ varken, 14 gram da doymuş yağ vardır. Bazı kalp hastalarının faydalı diye zeytinyağına ekmek banıp yediklerini duyuyorum. Bu kişiler zararsız yağların yanında, damarlarını tıkamak için yetecek kadar doymuş yağ da alıyorlar.
ÇOK AZ TÜKETİN
* Zeytinyağını kalp hastalarının hiç mi yememesi gerekiyor?
Kalp damarlarınızda sorun varsa sakın yemeyin ya da olabilecek en az miktarda yiyin. Kalp damarlarınızda sorun yoksa, hiçbir risk faktörünüz bulunmuyorsa tadını çıkarın. İster ekmek banın, ister salataya boca edin... Buna karşılık ailenizde kalpten erken ölenler varsa, sigara içiyorsanız, yüksek tansiyon veya şeker hastalığı gibi önemli risk faktörleriniz varsa tüm yağları olduğu gibi zeytinyağını da kullanırken dikkatli olun, aşırıya kaçmayın.
Günde bir avuç fındık yemenin hiç faydası yok
* Ceviz ve fındık için ne diyorsunuz?
Aynı zeytinyağında olduğu gibi ceviz, badem ve fındık da bizim toplumda yanlış anlaşıldı, daha doğrusu doktorlarımız bu konuda halka gerçekleri anlatmadı. Anlatmadı diyorum çünkü "Şunu yeme, bunu yeme" dediğinizde kötü oluyorsunuz. "Bir avuç şundan ye, on tane bundan ye" dediğinizde herkes, "Ne sempatik adam" diyor. Bu yüzden şimdi söyleyeceklerim hoş karşılanmayacak ama işin doğrusu şudur: Fındık ve cevizde zararlı kolesterolü düşüren çoklu ve tekli doymamış yağ asitleri var. Bu konuda hemşireler üzerinde yapılan büyük bir çalışma var. Hemşirelere doymuş yağ yerine fındık, ceviz yağı verilmiş ve kalp riskinin yüzde 45 düştüğü görülmüş. Yani önerilen diyette; doymuş yağın, fındık/ ceviz yağı ile değiştirilmesi söz konusudur. Yoksa siz etli, yağlı beslenmenizi hiç değiştirmeden üstüne bir de fındık yerseniz, bu hiçbir işe yaramaz. Bana gelen hastalardan biliyorum; hem kilo, hem tansiyon sorunu var, hiç diyet yapmıyor bir de üstüne üstlük her gün bir avuç fındık yiyor. Bu insanlar kendilerini kandırıyorlar. Yedikleri fındığın, kilolarını artırmaktan başka hiçbir yararı yok.
Yağlar, kalp hastaları için damar tıkanıklığı demek!
* İnternette kolesterolün zararlı olmadığına dair yazılar dolaşıyor, bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Maalesef bu konuda büyük bir kafa karışıklığı yaratıldı. Bunun; ilaçlarını satmak için herkesin kolesterolünü düşürmek isteyen ilaç firmalarına bir tepki olarak geliştiğini düşünüyorum. Toplum bir o tarafa, bir bu tarafa çekiliyor. Böyle olunca da insanların tıbba ve bilime olan inançları kayboluyor.
DAMARLARI DARALTIR
* Sizce kolesterol zararlı mı?
Dünyada kolesterolün kalp damar hastalığını artırdığına dair, 'Framingham Çalışması' başta olmak üzere pek çok araştırma var. Buna karşılık tersi, yani yüksek kolesterolün kalp damar hastalığını engellediğini gösteren hiçbir çalışma ve bilimsel kanıt yok. Ama az ama çok, kolesterol bazı insanlarda, kalp ve beyin başta olmak üzere vücuttaki damarları daraltıcı bir etki yapar. Bazı insanlarda diyorum çünkü kolesterolü yüksek olduğu halde kalp damarlarında sorun olmayan kişiler de var. Burada HDL kolesterol dediğimiz koruyucu, iyi kolesterol oranı çok önemli. Eğer HDL kolesterolünüz yüksekse; kolesterol zarar vermiyor, kalp ve damar hastalıklarına karşı daha iyi korunuyorsunuz demektir.
* HDL kolesterol oranı kaç olmalı?
Toplam kolesterolünüzü HDL kolesterole bölün, oran dördün altında ise HDL kolesterolünüz yeterli demektir. Oran dördün üstündeyse kolesterole dikkat etmek gerekir. Bu yüzden 'Kolesterol zararlı-faydalı' diye bir genelleme yapmak yerine 'HDL kolesterolü düşük olanlar ve kalp hastaları için, kolesterol ve tüm yağlar tehlikelidir' demek daha doğru olur.
By-pass olmuş hastalara yumurta sarısı önerilmemeli
* Bir kardiyolog olarak yumurta hakkındaki düşünceleriniz neler?
Amerikan Kalp Birliği, yaptığı açıklamayla; diğer kolesterol kaynaklarını sınırlamak şartıyla günde bir yumurta yenilmesine izin verdi. Yani yumurta herkes için zararlı diye bir şey yok. Eğer kalp hastasıysanız, damarlarınızda herhangi bir sorun varsa; ancak et, süt ve yoğurt gibi diğer kolesterollü yiyecekleri azaltarak yumurta yiyebilirsiniz. Diğer kolesterol kaynaklarını sınırlamadan, "Kalp hastaları yumurta yiyebilir" dersek yanlış olur. Kalp damar sorunu olan hastalarıma, stentli olanlara ve by-pass geçirenlere kolesterol içeren yiyecekler vermiyorum. Bu yüzden yumurta sarısı yemelerini de önermiyorum.
http://www.haber7.com/haber/20090417/Her-gun-bir-avuc-findikla-kendini-kandirma.php