29 Kasım 2008 Cumartesi

Gıda değil cehalet zehirliyor

Sakarya Yenikent Devlet Hastanesi'nde aralarında doktor, hemşire, ebe, hastabakıcı, refaketçilerin de bulunduğu 230 kişinin yedikleri yemekten zehirlenmeleri gözlerin yeniden gıda zehirlenmelerine çevrilmesine neden oldu.
Tahminlere göre Türkiye'de her yıl 15 milyon kişe gıda zehirlenmelerine maruz kalıyor. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Gıda Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Arzu Çağrı Mehmetoğlu, zıda zehirlenmesine neden olan en önemli üç sebep bulunduğunu belirterek, bunların hijyen, yeterince pişirilmeyen etler ve zamanında tüketilmeyen yiyecekler olduğunu belirtti. Mehmetoğlu "Gıda değil, cehalet zehirliyor" dedi.

Bireysel zehirlenmelerle birlikte, sünnet, düğün gibi cemiyetlerde yenen yemeklerden toplu zehirlenmeler sıklıkla yaşanıyor. Zehirlenme sebebi, insan hatasından kaynaklanıyor. Hijyen, pişirme ve saklama, usulüne göre yapılmadığı taktirde gıdalar zehre dönüşüyor. Uzmanlar, işgücü ve sağlık harcamaları sebebiyle ekonomik kayba da yol açan gıda zehirlenmelerinin önüne geçebilmek için basit kurallara riayet etmenin yeterli olduğunu vurguluyor. Uygun koşullarda saklanmayan açıkta bırakılan et ve süt ürünlerinin içinde bulunduğu gıdalar daha çabuk bozuluyor.

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Gıda Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Arzu Çağrı Mehmetoğlu, zehirlenmelerin insan hatasından kaynaklandığını kaydetti. Mehmetoğlu zıda zehirlenmesine neden olan en önemli üç sebep bulunduğunu belirterek, bunların hijyen, yeterince pişirilmeyen etler ve zamanında tüketilmeyen yiyecekler olduğunu vurguladı.

ETLER PİŞİRİLİRKEN TERMOMETRE KULLANILMALI

Yeterince ısıl işlem görmeyen etteki bakterilerin rahatlıkla insanlara bulaştığını ve zehirlenmeye neden olduğunu ifade eden Mehmetoğlu şu bilgileri verdi: "Pişirilen yemekler uygun koşullarında saklanmıyorsa bakteriler büyük bir hızla üreyebiliyor. Bu nedenle pişirilen yemek eğer soğutucalara koyulmayacaksa 3 -4 saat içerisinde tüketilmesi gerekiyor. Bu arada ülkemizde etler pişirilirken termometre kullanılmıyor. Et pişirirken merkezi sıcaklığın yeterli olması için ısıyı ölçmemiz gerkiyor. İnsanlar genelde etin kahve rengini alıp almadığına bakıyor. Birçok bilimsel çalışma bunun yeterli olmadığını gösteriyor. Etin kahverengiye dönmesi patojenlerin öldüğünü göstermiyor. Bir çok dünya ülkesinde termometre kullanılıyor. Büyük et parçaları pişirdiğimiz zaman termometre ile ölçülmesi gerekiyor. Sıcaklığın 60 santigırat dereceyi geçmesi lazım. Patojenin bir özelliği gıdaların özelliğini değiştirmiyor, rengini bozmuyor ve koku yapmıyor. Yerken fark edilmiyorlar. Gıda zehirlenmelerinin belirtileri 4- 8 saat içinde ortaya çıkıyorsa bu bir bakterinin neden olduğu zehirlenmedir."

15 MİLYON KİŞİ ZEHİRLENMEYE MARUZ KALIYOR

Sakarya Vatan Hastanesi Başhekemi Dursun Bostancı, gıda güvenliği bakımından sıkı kuralların uygulandığı İngiltere'de yılda 4.5 milyon insan gıda zehirlenmesine maruz kalırken, hastaneye başvuranların sayısının ise 750 bin civarında olduğu bilgisini verdi. Bostancı, Türkiye'de bu konuda sağlıklı bir istatistiki bilgi olmadığını, ancak çeşitli kurumların tahminlerine göre yılda 15 milyon kişinin gıda zehirlenmesine maruz kaldığını kaydetti. Zehirlenenlerin hepsinin hastaneye müracaat etmediğini ifade eden Bostancı, "Genelde şiddetli mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ateş şikayetleri artınca hastaneye geliniyor. Çoğu zaman kişi zehirlendiğinin farkında bile değil. Üşüttüğünü falan zannediyor. Zehirlenmeyi hafif geçirenler ise hastaneye gelmiyor." diye konuştu.

GIDA ZEHİRLENMELERİN ÖNÜNE NASIL GEÇİLİR?

Bereket Yemek Fabrikası yetkililerinden Ayşe Çinemre, gıdaların saklanması, pişirilmesi, dağıtımı ve tüketimi usulüne göre yapılması halinde zehirlenmenin önüne geçilebileceğini dile getirdi. Tavuk eti, kırmızı et, süt ve süt ürünleri ve deniz ürünlerinin çok çabuk bozulan gıdalar arasında başı çektiğini kaydeden Çinemre, "Bu ürünlerin diğer gıdalardan ayrı tutulması gerekiyor. Öyle ki, bu ürünler pişirilmiş olsalar bile, diğer gıdalarla karıştırılmamalı, ayrı kaplara konulmalı. Bunları kesmede kullanılan, kesme tahtası ve bıçak ile sebze ve meyve için kullananlardan farklı olmalı." uyarısında bulundu.

Zehirlenmeden korunmak için alınması gereken tedbirler şöyle sıralanıyor:

- Yiyecekleri dışarıda, açıkta bırakmayın, olabildiğince buzdolabında saklayın.

- Sebze ve meyveleri çok iyi yıkayın.

- Besinleri mümkün olduğunca çabuk ve taze tüketin, evde uzun süre bekletmeyin.

- Yemekleri çok miktarda değil azar azar pişirip saklayın.

- Buzdolabı ısısını 2 -4 derece arasında ayarlayın.

- Özellikle deniz ürünleri ve etler kolay bozulmaya yatkın olduğundan bu besinlerde daha dikkatli olun.

- Açık ve beklemiş yiyecekleri almamaya gayret edin.

- Konserve gıdaları dikkatli alın. Eğer konservelerin kapağı dışarıya doğru bombe yapmışsa dikkat. Bu, bakterilerin üreyip gaz yaptığını gösterir.

- Son kullanma süresi geçmiş gıdalar kesinlikle alınmamalı. Son kullanma tarihi yaklaşan yiyeceklerde dikkatli olunmalı.

Abartmayın günde 1 portakal yeter

Kış mevsimi kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başlayınca C vitamini içeren gıdalara talep arttı. Grip gibi hastalıklara yakalananlar ve enfeksiyondan korunmak isteyenler portakal, mandalina gibi meyvelere yükleniyor.

C vitamini tümetimini tavsiye eden uzmanlar ise bunun abartılmaması gerektiğini belirtiyor. Kayseri İl Sağlık Müdürü Kadir Çetinkara, C vitamini içeren meyvelerden her gün bir tane yemenin vücudun ihtiyacı açısından yeterli olduğunu vurguluyor. Kilolarca meyve yemenin yanlış olduğunu ifade eden Çetinkara, önemli bir uyarıda bulunuyor: "Bu meyveden bir tane yeseniz de 5 kilo yeseniz de aynı. Vitaminin fazlası vücuttan atılır. Atılamayan kısımlar ise böbrek taşına neden olabilir. Bu nedenle C vitamini deposu meyveleri yeme konusunda abartıya kaçılmamalı." Vücut direncinin düştüğü, enfeksiyon hastalıklarının arttığı kış aylarında dengeli beslenme büyük önem taşıyor. Süt ve yoğurda ağırlık verilmesini isteyen Sema Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hayrettin Mutlu, yaz döneminden çıkınca unutulan sıvı tüketimini de tekrar hatırlatıyor: "Vücut dengesini korumak için günde iki-üç litre su tüketilmesine ve iki tabak sebze yemeği yenmesine önem vermeliyiz. Dengeli beslenmenin bir diğer şartı ise yeterli protein alımı. Özellikle süt, yoğurt, peynir, yumurta, et, tavuk ve balık gibi gıdalar protein açısından zengindir." Beslenme ve diyet bölümü uzmanı Tuğçe Aytulu Ersin ise antioksidan özellikleri sebebiyle A ve C vitaminlerine dikkat çekiyor. Bu vitaminlerin, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini anlatan Ersin, "Bu sayede hastalıklara karşı daha dirençli olabiliriz." diyor.

Gripten korunmak isteyenlere öneriler

Kabak, Brüksel lahanası, pırasa, ıspanak ve karnabahar gibi sebze yemeklerine ağırlık verin.
Çay ve kahve yerine vitamin yönünden daha zengin olan kuşburnunu tercih edin.
Öğlen ve akşam yemeklerinde salatayı eksik etmeyin.
Süt, yoğurt, yumurta, et, tavuk ve balığı düzenli tüketin.
Havuç ve brokoliyi bolca tüketin.
Turunçgiller, roka, maydanoz, tere ve sivribiberi ihmal etmeyin.
Taze sıkılan meyve suyu için, meyveleri bekletmeden yiyin.

Ayva'yı yemek için 12 neden var

1-Damar sertliğini önler.
2-Karaciğer tembelliğine iyi gelir.
3-Ayva şurubu ishali ve dizenteriyi keser. Mideye ve bağırsaklara kuvvet verir.
4-Tansiyonu düşürür.
5-Safrayı tedavi eder.
6-Bronşite, öksürüğe ve vereme faydalıdır. Çekirdekleri kaynatılıp suyu içilirse göğsü yumuşatır.
7-Çekirdeklerinden yapılan merhem, dudak ve meme çatlaklarında, ekzamalarda kullanılır. Çekirdekleri kaynatılıp suyu içilirse göğsü yumuşatır.
8-Ayvanın yaprağını yakıp kül olmadan söndürüp iyice dövüp göze çekilirse çok faydalıdır.
9-Çiçeği baş ağrısını geçirir, kalbe, beyne iyi gelir.
10-Ayva suyu kabızlığı giderir.
11-Çiçeği bal ile pişirilip emzikli anneye verilirse sütü bollaşır.
12-Yemekten önce yenilirse kabızlık, sonra yenirse ishal yapar.

17 Kasım 2008 Pazartesi

Şiş kebap, 3 paket sigaraya bedel

Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özütemiz, mide kanserine yol açan bazı gıda maddelerinin tüketilmesinin Türkiye'nin en ciddi sağlık sorunlarından biri olduğunu belirterek, "mangal üzerinde pişirilen et, biber, domates ve soğan gibi yiyeceklerin tüketilmesinin, günde 3 paket sigaraya bedel kanser etkisi yaptığını" söyledi.

Özütemiz, Türk Gastroenteroloji Derneği tarafından düzenlenen "25. Ulusal Gastroenteroloji Haftası"na katılmak üzere geldiği Adana'da, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlıklı beslenmenin, yaşam kalitesini artıran ve
ömrü uzatan en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi.

Sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının mide rahatsızlıklarını artırmasının yanı sıra, daha da önemlisi kanser vakalarında önemli etkisi bulunduğuna dikkati çeken Özütemiz, şunları kaydetti:

"Bazı gıdalar da mide kanserine yol açıyor. Ülkemizin en ciddi sorunu bu. Halka bu mesaj gitmelidir. Adana ve Güneydoğu mutfağına ben de bayılırım, ama ateşi doğrudan gören et, ocak başı muhabbeti dediğimiz mutfak, mide kanserinin bir numaralı dostu. Kebabın, domatesin, biberin ve soğanın doğrudan ateşle yandıktan sonra yenmesi kanser açısından son derece riskli. Kebapçılar bana kızacak, ama mangal keyfinin günde 3 paket sigara içmeye bedel bir kanser etkisi var."

PROF. ÖZÜTEMİZ'DEN YEME ÖĞÜTLERİ

Prof. Dr. Özütemiz, bazı hastalıklara ve kansere yol açmayacak beslenme şekilleri olduğunu ve bunların da konunun uzmanları tarafından halka zaman zaman anlatılıp önerilerde bulunulduğunu ifade etti.

Günlük öğünlerde gıdaların hızlı tüketilmemesi, az yenilmesi ve iyi çiğnenmesi gerektiğini anlatan Özütemiz, "bunun kalp ve hormonal etkileri var. Daha da önemlisi kebap gibi pişirdiğiniz yiyeceğin doğrudan ateş görmemesi lazım.

Vaka sayısında artış olan mide kanserinden korunmak için en sağlıklısı haşlama ve buğulama tarzı yemekler. Mangal türleri ayda bir kere yenebilir. Sakıncalı olmasına karşın meslektaşlarımızından bile sık aralıklarla kebap yiyen var" diye konuştu.

-HİJYEN VE ETKİLİ İLAÇ TEDAVİSİ ÜLSERİ AZALTTI-

Özütemiz, hijyen koşullarına önem verilmesi, antibiyotik ve diğer bazı ilaçların tedavisiyle Türkiye'deki mide ve 12 parmak bağırsağı ülserlerinde 15 yıl önceye göre azalma olduğunu da söyledi.

Bunun sevindirici bir gelişme olduğunu belirten Özütemiz, ancak özellikle yaşlıların kullandığı romatizma ilaçlarına ve aspirin kullanımına bağlı olarak mide ve 12 parmak bağırsak ülserinde nispi artış görüldüğünü kaydetti.

Prof. Dr. Özütemiz, romatizma ilaçlarının da bu rahatsızlığı her kişide yapmayabildiğini belirterek, "bazı romatizma ilaçları fazla, bazıları az yapıyor. Romatizma ilaçlarıyla beraber çok düşük dozda olsa bile aspirin kullanıldığında ise hastalığı artıyor. Bunun kötü tarafı, ilaca bağlı ülserler olduğu zaman bunların çoğunluğunun kanamayla geliyor olması, mutlaka ağrı hissedilmesi gerekmiyor" diye konuştu.