Biyolojik yöntemlerle, bitkiye veya organizmaya, kendi türü dışında bir türden gen aktarılarak, belirli özellikleri değiştirilen yeni ürünler elde edilmekte ve bu şekilde Genetiği Değiştirilmiş Organizma’lar (GDO) üretilmektedir.Toplumumuzun büyük bir kısmının hiç bilmediği ve bir çoğumuzun da yeni yeni haberdar olduğu bu ürünler aslında biz farkında olmasak ta her gün sofralarımızda yer almaktadır.
Salatamıza ve yemeklerimize doğradığımız domatesin veya patatesin aslında farklı genlere sahip olabileceğini hiç düşündünüz mü? Örneğin domatesin balık genlerine ve patatesin tavuk genlerine veya başka bir hayvanın genlerine sahip olabileceğini.Sadece domates ,patates veya vb. sebze ve meyveleri yediğinizi zannederken aslında yepyeni bir ürün tüketiyor olabilirsiniz.
Toplum olarak bu konuda çok bilgi sahibi olmasak ta GDO'lu ürünler market raflarında ve mutfaklarımızda yerini çoktan almış durumda İnsanlar hiç bilgilendirilmeden ve uyarılmadan bu ürünler insanlara sunulmaktadır. Oysa Avrupa ülkelerinde AB yönetmelikleri gereği bu tür ürünler etiketlenmekte ve insanlar bu konuda bilgilendirilmektedir.Dünya Çevre koruma ajansı (EPA) gıda güvenliği açısından GDO lu ürünlere karşı insanların korunmasına özel önem verilmesi gerektiğini belirtirken ,Amerikan Tıp Birliği bu ürünlerin etiketlenmesinin zorunlu olmasını ve GDO lu ürünlerin tüketici güvenliğinin henüz açık olmadığının deklare edilmesini istiyor.
HANGİ ÜRÜNLER GDO'LU:
Mısır, patates, domates, pirinç, soya, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri, kolza, kasava, papaya ürünlerinde GDO lu üretimler söz konusu.
Bunların dışında Muz, ahududu, çilek, kiraz,ananas, biber, kavun, karpuz, kanola gibi ürünlerde de çalışmalar devam ediyor.
Üretimi sırasında GDO kullanılmış pek çok ürün var,
Mısır ve soya ,genleri ile oynanan ürünlerde ilk sırayı aldıklarından,bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin de GDO'lu olma ihtimali yüksek.Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta,glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor. Örneğin,;Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler,pudingler, bitkisel yağlar,bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler,hazır çorbalar,mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk GDO lu olma riski taşıyor.
Sadece mısırdan üretilen yan ürün sayısı 700'ü, soyadan üretilen türevlerinin sayısı ise 900'ü buluyor. Yani bu yan ürünleri içeriğinde kullanan her bir işlenmiş ürünün GDO'lu olma riski bulunmaktadır.
Genetik değiştirme çalışmaları halen mısır, pamuk, patates vb. ürünlerde zararlılara dayanıklılık; soya, pamuk, mısır, kolza, çeltik vb. ürünlerde yabani ot ilaçlarına dayanıklılık; patates, çeltik, mısırda viral bitki hastalıklarına dayanıklılık; ayçiçeği, soya, yerfıstığı vb. ürünlerde bitkisel yağ kalitesinin artırılması; domates, çilek vb. ürünlerde olgunlaşmanın geciktirilmesi (raf ömrünün uzatılması), domateste aromanın artırılmasına yönelik olarak kullanılıyor. Ayrıca genetik değiştirme çalışmaları ineklerde süt üretimini yüzde 10-15 oranında artıran bir doğal hormonun bir formunu üretmekte, yüzde 60 daha sert peynir yapımını sağlayacak peynir mayası için gıda enzimlerinin üretiminde, besin değeri yüksek gıda üretimi (örneğin A vitamini ve demir içeriği yüksek çeltik üretiminde) gibi alanlarda da sürdürülüyor.
Genetiği değiştirilmiş hayvanların gıda amaçlı kullanımında, et verimlerinin arttırılması (balık dışında), büyüme hormonu üretimini teşvik eden genin aktarımı, koyunların yün verimini artırmak üzere “keratin geni” kullanımı gibi konular üzerinde çalışılıyor.
Ayrıca Gıda Katkı maddelerinden: E101Riboflavin, E150Karamel, E153Carbon black, E160Lycopene, E161Cryptoaxanthin, E306Tocopherol, E307Alpha-tocopherol, E308Gamma-tocopherol, E309Delta-tocopherol, E322Lecithin, E415Xanthan gum, E471Mono ve diglyceridler, E472Mono ve diglyceridlerin acetic acid esterleri, E473Yağ asitlerinin sucrose esterleri, E475Yağ asitlerinin polyglycerol esterleri, E476Polyglycerol polyricinoleate, E479, E491Sorbitan monostearate, E620Glutamic asit, E621Monosodyum glutamte, E622Monopotasyum glutamate, E623Calcium diglutamate, E624Mono amonyum glutamate ve E625Magnezyum diglutamate’ın çoğunluğu GDO ‘lu olarak üretilmektedir.
GDO'lu ÜRÜNLERİN ZARARLARI :
1- Toksik Etkiler:
Araştırmalar GDO lu patateslerin fareler için toksik etki yaptığını, bağışıklık sisteminde bozukluklar,viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğunu ortaya koyuyor.
1989 yılında bir Japon firması tyriptophan adlı bir aminoasidi bir bakteriye ürettirerek besin takviyesi olarak ABD de satışa sundu.Ürünü kullananlarda sinir sistemini etkileyen, kas ağrıları ve kandaki bazı hücrelerin sayısında artış ile seyreden eozinofili-miyalji sendromu ortaya çıktı.37 hasta yaşamını yitirirken 5000 kişi de kalıcı hasar meydana geldi.
Bilim adamları genetik manipülasyonun besinlerdeki doğal olarak bulunan toksinlerin seviyesini artıracağı veya yeni toksinler oluşturacağı konusunda ikazlarda bulunmaktadır.
2- Artan Kanser Riski:
1994 ten itibaren büyüme hormonu satılması ve bunların süt veren ineklere enjekte edilmesi bilim adamlarının tüm itirazlarına rağmen FDA tarafından onaylandı. Bu ineklerin sütünden elde edilen besinleri tüketen insanlarda göğüs, prostat ve kolon kanserlerine yakalanma riski oldukça yüksek.Kanada Hükümeti bu hormonun süt veren ineklerde kullanımını 1999’da yasaklamıştır.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fethi Doğan, gelişigüzel şekilde kullanılan ve yediğimiz gıdalarla vücudumuza giren hormonların tehlikeli sonuçlar doğurduğunu açıkladı.Hormonla beslenen hayvanları yiyen kadınlarda erkekleşme ve adet düzensizliklerinin geliştiği, östrojenik hormon kalıntılarının kızları erken ergenliğe ulaştırdığı ve göğüs kanseri riskini arttırdığı, erkeklerde ise iktidarsızlığa sebep olabildiği belirtilmektedir.
Bu hormonların verildiği hayvanlarda da meme enfeksiyonları ,rahim , sindirim sistemi bozuklukları görülüyor.
3- Yiyecek Alerjileri:
Yiyecek allerjisi olan kişiler de semptomlar hafif huzursuzluktan ani ölüme kadar değişkenlik gösterir. Dolayısıyla bu kişiler günlük besin maddelerine eklenen yabancı proteinlerden zarar görebilirler, çünkü söz konusu proteinler insanlar tarafından şimdiye kadar hiç tüketilmemiştir.
1996 yılı mart ayında Nebraska Üniversitesinde Brezilya fıstıklarındaki alerjik bir maddenin soya fasulyesine aktarıldığı saptanmıştır.Soya fasulyesine aktarılan bu gen ,protein içeriğinin artırılması için fıstıktan nakledilmiştir.Fıstığa alerjisi olan kişilerin GDO lu soya fasulyesine de alerjisi olduğu anlaşılmıştır. Bunun erken dönemde anlaşılmasıyla ölümcül olabilecek alerjik reaksiyonlara engel olunmuştur.GDO lu yiyeceklerde alerjik reaksiyon riski her zaman kuvvetle muhtemeldir.ve bunu alerjik potansiyelleri henüz bilinmemektedir.
4- Antibiyotiğe Karşı Dayanıklılık Oluşturması:
GDO ların yapısında antibiyotik direnç geni bulunuyor.GDO lu ürünü tüketen canlının sindirim sistemindeki bakterilerin GDO nun yapısında bulunan bu antibiyotik direnç genini alması mümkün. Bilhassa çiğ olarak tüketilen meyve ve sebzelerdeki genlerin miğde ve bağırsaklarda tutulabilmesi söz konusu .Bunun anlamı basit bir hastalıkta bile herhangi bir antibiyotik artık tesir etmeyecek demektir.
Bu konuda başka bir örnek vermek gerekirse normal buğdayla yani geleneksel yöntemle beslendiğinde bir civciv, canlı erişkin değerine yaklaşık beş-altı ay içerisinde yaklaşıyor. Hormonlarla veya GDO lu yemlerle beslenen civcivler ise , 40-45 günde tavuk haline geliyor. Tavuğun iç organları 45 günlük bir civciv kadar, ama vücut ağırlığı altı aylık bir tavuk kadar. Bu durumda hayvanın bağışıklık sistemi çöktüğü için antibiyotikler ve kimyasal ilaçlarla destekleniyor yemleri. Dolayısıyla insan bunu tükettiğinde antibiyotiğe karşı bağışıklığı tükeniyor.
5- BT nin Etkileri:
Tarımda uzun zamandır böcek öldürücü olarak kullanılan Bt spreyi toprakta parçalanıyor. Ayrıca tüketilen ürün yıkanarak Bt spreyinden arındırılabiliyor. Ancak Bt geni aktarılmış ürünlerde Bt toksininin parçalanması ya da ürünün yıkanarak temizlenmesi söz konusu değil. Bu durumda Bt toksini bütün etkisini ürün tüketilene kadar, hatta belki de tüketildikten sonrada sürdürüyor.Bt geni aktarılmış ürünlerin tüketiminde bireyin maruz kaldığı Bt toksini miktarı Bt spreyindekinin 10-100katı.
Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler Bt toksininin memelilerde aktif olduğunu, sindirim sisteminde parçalanmadığını, bağırsaklarda bağlanabildiğini ve insan sağlığı açısından tehdit oluşturabileceğini ortaya koyuyor. (Filipinlerdeki bir Bt mısır ekim alanının yakınında yaşayan köy halkında solunum yolu, sindirim sistemi, cilt reaksiyonları ve ateşle seyreden hastalığın, mısırın polen saçtığı dönemde ortaya çıktığı fark edildi. Bu bireylerin kan örneklerinde Bt toksinine karşı antikorlar saptandı-Travik,2004)
Başka bir örnek olarak ta Hindistan ve Çin’de yapılan araştırmalar Bt gen transfer çalışmalarının pirinçte verimliliği azaltmasına karşılık, parazitlere dayanıklılığı artırdığını, pamuk ve pirinç tarımında kimyasal kullanımını azalttığını; ancak pirincin A vitamini sentezlemesini azalttığından tüketicilerde beri beri (gece körlüğü) vakalarının hızla arttığını göstermiştir.
6- Sosyo- Ekonomik yapıya Etkileri:
Bir nevi GDO teknolojisi hayatı patent altına alma esasına dayanıyor. GDO'lu ürünü laboratuarında geliştiren çok uluslu firma firmalar, bu ürünü eken çiftçiden patent hakkı istiyor. Üstelik bu ürünlerden ertesi yıla tohumluk ayırmak da mümkün değil. Çünkü tohumlar kendini yeniden üretemiyor. Sonuçta bu ürünlerin yapısal özellikleri, bu şirkete bağımlı hâle getiriliyor. Bu şirketler, dünyada 8-10 firma adı altında toplanmış durumda. Böylelikle GDO lu ürünleri eken çiftçiler bu şirketlere bağlı hale geliyor.
Eskişehir’in Çifteler ilçesinde iki köyde patates üretimiyle ilgili yaşanan bir olay çiftçileri çileden çıkardı. Amerikan şirketi Lambweston, 1998-1999 yılları arasında Çifteler’e bağlı Körhasan ve Abbashalimpaşa köylerinde, patates ekmek üzere vatandaşlardan toplam altı bin dönüme yakın tarlayı kiraladı. Tarlalarını yüksek fiyatla kiraya veren köylüler, iki yıl boyunca normal patateslerin iki üç katı büyüklüğünde ürünlerin elde edildiği tarlalarında artık hiçbir üretim yapamadıklarını ancak beş yıl sonra keşfetti. Tarlalarda transgenik tohum ekimi yapılıp yapılmadığı bilinmiyor. Ancak patates dışında hiçbir üründen verim alınamaması, tarlalarda görülen arazi kellikleri, verimin düşmesi, gözle görülür fizyolojik değişiklikler, bölgede test ekimi yapılmış olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Çünkü, yüklü paralar karşılığında iki yıl süreyle patates eken Amerikalılar, daha sonra bilinmeyen bir sebepten dolayı köylerden ayrıldı. ABD şirketinin terk ettiği tarlalarını yeniden ekip biçmek isteyen çiftçiler şimdi verim alamıyor.
7- GDO nun Zararlarına Çeşitli Örnekler:
Birkaç yıl önce İngiltere`de yaptığı laboratuar çalışmalarıyla, genetik değişikliğe uğramış patateslerle beslediği farelerin beyinlerinde küçülme olduğunu ve bağışıklık sisteminin zayıfladığını tespit eden Macar asıllı bilim adamı Arpad Pusztai kısa bir süre sonra bazı çok uluslu şirketlerin baskısıyla işten çıkarılmış,ancak işinden uzaklaştırılmasıyla yarıda kalan çalışmaları yeniden deneyerek devam ettiren 20 bilim adamı söz konusu çalışma sonuçlarını haklı bulmuşlar ve aynı yönde bilimsel ilanlarda bulunmuşlardır.
Başka bir örnek, Hindistan ve Çin’de yapılan araştırmalar Bt gen transfer çalışmalarının pirinçte verimliliği azaltmasına karşılık, parazitlere dayanıklılığı artırdığını, pamuk ve pirinç tarımında kimyasal kullanımını azalttığını; ancak pirincin A vitamini sentezlemesini azalttığından tüketicilerde beri beri (gece körlüğü) vakalarının hızla arttığını göstermiştir.
Gen aktarımıyla elde edilen transgenik ürünlere ait çiçek tozlarının, ekildikleri araziye komşu bitkilere de bu geni transfer etmektedir.Bununla birlikte bu dayanıklılık genlerinin, kurtulmak için türlü masraflara yol açan yabancı otlara geçmesi ve onların dayanıklılıklarını artırması da söz konusu olabilir.. Mücadele ilaçlarından büyük tasarruf sağladığı ileri sürülen (1999`da dünya çapında 700 milyon dolarlık bir avantaj sağlandığı iddia ediliyor) transgenik ürünler, bu yolla tam tersine canavarlaşan otlar meydana getirebilir. Bir süre önce, saldırgan Afrika arılarının, Güney Amerika`daki yumuşak huylu arılarla melezlenmesine göz yuman bazı araştırmacıların, kıta çapında dert olan bir katil arı ırkının ortaya çıkmasına sebep oluşu gibi, transgenik ürünlerin bünyesinde yer alan aktarmalı genlerin de istenmeyen gelişmelere yol açması tehlikesi söz konusu.
Yine GDO lu gıdalarla ilgili olarak Mısır şurubu’nun zararları örnek gösterilebilir.Mısır Şurubu’ndan üretilen gıdaları tüketenler, pancar şurubundan yapılan gıdaları tüketenlere göre diyabet (şeker) hastalığına yakalanma riski taşıyor. SÜ Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Türk, sağlığa zararı tıp çevreleri tarafından kabul edilen mısır şurubunun birçok üründe kullanıldığını söyledi.Türk, mısır şurubunun özellikle kola, pasta, bisküvi ve çikolata üretiminde yoğun olarak kullanıldığını vurgulayarak, “Kola ve diğer mısır şurubu kullanılarak tüketime sunulan gıdaları tüketen insanların diabete yakalanma riski daha fazladır” dedi. Gıda katkı maddelerine sınırlandırma getirilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Türk, bu konuda ulusal prensip oluşturulup, hem inanç hem sağlık açısından gıdalarda orjin bulunması gerektiğini dile getirdi.Genetiği değiştirilmiş ürünlere karşı vatandaşları uyaran Prof. Dr. Türk, “Bu ürünler insan sağlığını ciddi anlamda tehdit edebilir. Başta ABD olmak üzere birçok batı ülkesine cebinizde bir tohum tanesi sokmak bile suç. Bizim ise bu konuda hiçbir hassasiyetimiz yok Ülkede gıda güvenliğinin yeterince olmaması birçok hastalığa davetiye çıkarıyor” diye konuştu.
Yine hormonlu gıdalarla ilgili olarak Antalyalı üreticilerin “Hormonlu gıdayı çocuklarıma yedirmem, ama büyük kentlere yolluyoruz” sözleri çok çarpıcı bir itiraf olarak tarihe geçti.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
1- Görüldüğü üzere GDO lu ürünler doğrudan toplum sağlığını tehdit etmekte ne tür sonuçlar meydana getireceği bilinmeden bu ürünler halka sunulmakta ve insanlar kobay olarak kullanılmaktadır. Toplum sağlığını doğrudan ilgilendiren bu konuda en büyük sorumluluk Meclisindir.Her ne kadar bu ürünlerin üretimi ve ithali yasak olsa da ithalat beyana dayalı olduğundan kontrol ve denetimi yapılmadığından GDO lu ürünler ülkemize girmektedir.Bu yüzden bu konudaki yasal boşlukların giderilmesi ve denetiminin ciddi bir şekilde yapılmasının sağlanması yöneticilere düşen büyük bir sorumluluktur.AB ülkelerinde bu konuda çok hassas davranılırken denetimler çok sıkı bir şekilde yapılırken ülkemizde aynı hassasiyetin gösterilmesi kabul edilemez.
2- GDO analizi ve biyo teknoloji ve biyo güvenlik risk değerlendirmesi araştırmaları için gerekli labaratuar alt yapı çalışmaları tamamlanmalı, yetişmiş eleman ve alt yapı girişimleri sağlanmalı , konuyla ilgili ulusal politikalar geliştirilmeli ve kararlılıkla izlenmelidir.
3- Tüketiciler almış oldukları ürünlerin GDO lu olup olmadığını bilmemekte insanlardan habersiz olarak bu ürünler insanlara sunulmaktadır.Hangi ürünlerin GDO lu olduğuna ilişkin etiket uygulaması yoktur.
4- GDO lu tarım ve yem ürünleri Türkiyedeki fiyatların çok altındadır.Bu fiyatlar ekonomik açıdan çok cazip gözükmektedir.Bu aldatmacaya karşı il ve ilçe tarım örgütleri vb. kuruluşlar gerekli bilgilendirmeyi mutlaka yapmalıdır.
5- Halkımız ve çiftçilerimizde bu konuda bilinçli olmalı örneğin en çok tüketilen gıdalar veya şüphe duyulan tohum ve yemlerin (Çiftçiler Arasında) Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri kanalıyla GDO lu olup olmadığını sorabilirler.