31 Mart 2008 Pazartesi

Ekmekte Beyazlaştırıcı Madde Neden Kullanılır?

GIDA RAPORU-EKMEK VE UN KOMİSYONU'NUN, EKMEKTE KANSER VE ALLERJİ RİSKİ OLUŞTURAN BEYAZLATICI KİMYASALLAR OLAN "E924 POTASYUM BROMAT" ve "E928 BENZOİL PEROKSİT"İN KULLANILMASINDAKİ ARKA PLÂN RAPORU

Ekmeklik un imalatında kullanılan buğdaylar genellikle sert veya yarı sert buğdaylardır. Bu buğdaylar son yıllarda özellikle ya ithal tohum ekilerek, ya da ithal tohumla elde edilen buğdayın kalitelisinden tohumluk diye ayrılarak ekilir.
İthal tohumculukta ciddi kontrol olmadığı için ticari olarak yapılan ithal tohumlar Türkiye'de buğday kalitesini önemli ölçüde etkilemiştir. Bir de süne ile mcadelenin yetersiz oluşundan ötürü, buğday rekoltesi iyi olduğu yıllarda bile Türkiye buğday ithal eder duruma gelmiştir.
Kaliteli buğdayın fiyatı aralık 2004 itibariyle 430 000.-TL /kg'dır. Kaliteli un elde etmek için kaliteli buğday şart, ancak bu olaya ticari açıdan bakan bazı firmalar (çok ciddi firmalar bunun dışındadır) 300 000.-TL/kg fiyattan aldıkları kalitesiz buğdaydan imal ettiği unu değerlendirebilmek için una katkı ilave etmektedir. Bu katkının zararlı olup olmadığı onun için önemli değildir. Ayrıca fırıncılar da her ne kadar kullanmıyoruz diyorlarsa da, birçok maddenin karışımı olan ekmek ve pasta katkılarını kullanmaktadırlar.
Bunun ne imalat safhasında kontrolu, ne de imalattan sonra araştırması yapılıyor. Kaliteli buğdaydan, kaliteli un imal ettiğiniz zaman unun çuvalı fiyatı % 25 daha pahallıdır. Ticari olarak fırıncı da ucuz undan ekmek yapıp satmak ister haklı olarak, çünkü ekmek fiyatı aynı.
Burada en büyük yanlış; ekmek fiyatının tip 550 una göre belirlenmesi. Kanaatimizce, ekmek tip 650-750 undan yapılmalı ve ekmek içinde bir miktar sağlıklı olan kepek her zaman bulunmalı.
Diğer ekmekleri imalattan kaldırmakta fayda var. Özellikle beyaz ekmek tercih edecek vatandaşı eğitmek lazım ki ekmeğin beyazının, hem katkılardan dolayı, hem de üç beyaz zehir (un, tuz, şeker)den birisi olduğu bilincine gelsin. Ancak, tüketicilerin pek çoğu sağlıklı beslenme açısından tıp uzmanlarınca kesinlikle önerilmeyen beyaz undan üretilen beyaz ekmeği bilinçsizce talep etmektedir. Bu sebepten un tüketicileri sadece daha ucuz olan hafif sarı unları değil, beyaz unları dahi daha da beyaz yapmak ve böylece tüketicinin ''çok beyaz ekmek'' arzusunu yerine getirmek ve az kârlı beyaz un üretimini kârlılığa dönüştürmek için kanserojen olduğu bilinen ve çoğu gelişmiş ülkede yasaklanan kimyasal maddeleri kullanmaktadırlar. İşte bu tezatlık ve ticari rekabet, bilinçsiz beslenmeyle birleşince, beyazlatıcılar kullanılmaya başlanıyor. Daha beyaz görünen un elde etmek için, benzoil peroksit (E928) ve potasyum bromat (E924) gibi zararlı maddeleri beyazlatıcı olarak kullanıyorlar.
Beyazlatıcılar genellikle kalitesiz buğdaydan un elde etmek için kullanılır. Beyazlatıcı kullanımında fırıncıların direkt bir rolleri yoktur. Katkı üreten ve ithal eden firmalar incelensin, eğer fatura kesiyorlarsa fırıncıların rolü olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Tek sorumluluk un üreticilerindedir. Elbette tüm firmaları aynı kefeye koymak haksızlık olur. Bu konuda hassas olan firmalar var. Ancak talep bilinçsiz beslenmeye alışmış tüketici ve dolayısı ile fırıncılardan gelmektedir. Fırıncılar satın aldıkları unda beyazlatıcı olup olmadığını anlamak için unu analiz ettirmek zorundadır.
Ancak şunu unutmamak lazım ki her tüketici, maliyetinden ucuz aldığı un ve unlu mamülleri sorgulamak zorundadır. Fırıncılar çoğu zaman bunu yapmamakta, ucuzu, çoğu zaman da ucuzun ucuzunu aramaktadırlar. Bu sebeple beyazlatıcı kullanarak halkımızı zehirleyen BAZI un üreticileri kadar UCUZ UN ALAN BAZI FIRINCILAR da doğrudan bu aldatmacadan sorumludurlar.
BU PROBLEMİN AŞILMASININ TEK YOLU, TOPLUMUN GENİŞ KAPSAMLI KAMPANYALARLA UYARILARAK EĞİTİLMESİ VE SAĞLIKLI OLAN KEPEKLİ EKMEK YEME ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASIDIR. EN İYİ KONTROLÖR TÜKETİCİDİR.

Bir Bardak Sütün Üstüne Besin Yok

En iyi besin maddesi olarak bilinen, günlük vücut için gerekli yaklaşık 100 besin elementinin tamamını bünyesinde bulunduran sütün 1 bardağı 6 yaşındaki bir çocuğun günlük ihtiyaçlarının önemli bölümünü karşılıyor.


''Sağlıklı Süte Çağrı Semineri'' için Konya'ya gelen Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Tanju Besler, AA muhabirine, sütün insan beslenmesinde en önemli gıdaların başında geldiğini söyledi.

Sütün et, meyve ya da sebze gibi değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Besler, ''Protein, aminoasit, yağ asidi, mineral ve vitamin deposu olan süt, günlük vücut için gerekli 100 temel besin elementinin tamamını bünyesinde bulundurur. Bu özellikli başka bir gıda yok'' dedi.

Özellikle süt proteininin yüksek kalitede olduğunu ve beslenme açısından büyük önem taşıdığını bildiren Besler, şunları kaydetti: ''Çocukların zihinsel ve fiziksel gelişiminde önemli rol oynayan süt ve ürünleri, bebeklikten ölüme kadar insan hayatında vazgeçilemeyen bir besin kaynağıdır. 6 yaşındaki bir çocuk, günde içtiği 1 bardak sütle, günlük kalsiyum ihtiyacının yüzde 52'sini, potasyumun yüzde 30'unu, proteinin yüzde 35'ini, B1 vitamininin yüzde 11'ini, A vitamininin yüzde 9'unu, B2 vitamininin yüzde 44'ünü, folatın yüzde 12'sini, B6 vitamininin yüzde 13'ünü, iyodun yüzde 30'unu, B12 vitamininin yüzde 98'ini, magnezyumun yüzde 18'ini, çinkonun yüzde 12'sini, fosforun yüzde 55'ini ve niasinin yüzde 16'sını karşılıyor.''

Bu maddelerin her birinin çocuğun gelişimi açısından çok önemli olduğunu ifade eden Besler, çinko, yağ asitleri ve vitaminlerin özellikle zihinsel gelişimde önemli rol oynadığını söyledi. Çocuklar için günlük beslenmede bir bardak süt gibi kaynak olmadığını ifade eden Besler, ''Büyüdükçe alınması gereken vitamin, mineral, protein ve yağ asidi artacağı için daha fazla süt içilmesi gerekiyor. Sütün sadece kalsiyum kaynağı olarak bilinmemesi gerekiyor. Sağlıklı nesillerin yetişebilmesi için süt tüketimine ağırlık verilmelidir'' diye konuştu

Brokoli, B ve C Vitamini Deposu

Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Gıda Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Hayoğlu, zengin B ve C vitaminleri, folik asit ve antioksidana sahip brokolinin, vücut direncini arttırmanın yanında antikanserojenik özelliğe sahip olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Hayoğlu, Avrupa ülkelerinde genellikle et yemeklerinin yanında garnitür olarak tüketilen, ancak Türkiye`de halen bazı vatandaşlarca ``karnabaharın olmamışı`` şeklinde nitelendirilen brokolinin, aslında önemli bir besin maddesi olduğunu ifade etti.

Türkiye`de de son yıllarda bazı marketlerin raflarında yerini alan brokoliyi, her yaştan insanın haftada en az birkaç kez tüketmesi gerektiğini aktaran Hayoğlu, ``Folik asit ve protein içeriği yüksek olduğu için brokoliyi özellikle hamile kadınların tüketmesi gerekiyor. Çünkü folik asit, anne karnındaki bebeğin gelişiminde önemli rol oynuyor`` dedi. Hayoğlu, brokolinin bazı bölgelerde, prostat ve idrar yolları hastalıklarının tedavisinde de kullanıldığına işaret etti. Hayoğlu, bünyesindeki beta karoten sebebiyle, A vitamininin bütün fonksiyonlarını yerine getiren brokolinin vücuttaki serbest radikalleri etkisizleştirerek, yaşlanma etkilerini geciktirdiğini kaydetti.

ABD Trans Yağa Yasak Getirdi, Gıda Sanayicisi Çalışma Başlatıyor

Gıda ürünlerinin daha uzun süre taze kalmasını sağlayan trans yağ kullanımının, yarattığı sağlık sorunları nedeniyle Danimarka ve ABD'de yasaklanması Türkiye'de ortalığı karıştırdı. Danimarka ve ABD'deki yasağın ardından birçok ülkenin gündemine taşınan trans yağ kullanımı Türkiye'de de sanayicilerle gıda mühendisleri arasında tartışma yarattı.

Margarin gibi bitkisel yağların üreticileriyle kızartmada trans yağ kullanan fast food firmaları kalp düşmanı olarak gösterilmelerine tepki gösterirken “Yaygara yapacak bir durum yok" diyen sanayiciler ise Türkiye'deki ürünlerde trans yağ oranının AB margarin standartlarını aşmadığını savunuyor. Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Petek Ataman ise "Her margarin trans yağ değildir. Ancak ürünlerinde trans yağ olmadığını savunan sanayicilerin bunu kanıtlaması gerekiyor" açıklamasını yapıyor.
Öte yandan Mutfak Sanayicileri Derneği de yağlardaki trans asidi ölçümleriyle ilgili Türkiye çapında çalışma başlatmak için harekete geçti.

Trans yağ asidi, doymamış bitkisel yağın doyurulması işlemi sırasında ortaya çıkıyor. Bir diğer ifadeyle bitkisel yağların hidrojen yapısının değiştirilmesiyle elde ediliyor. Ürünün dayanıklılığını artıran ve yağın akmasını önleyen bir özelliği var. Karıştırıldıkları ketçap, bisküvi çikolata, pasta gibi ürünlerin raf ömrünü uzatıyor ve lezzetini koruyor. Kızartma yağın defalarca kullanılabilmesini sağladığı için fast food’lara da maliyet avantajı getiriyor. Tereyağ gibi süt ürünlerinde de doğası gereği az miktarda var. Ancak zararları asıl tartışılan, hidrojenize edilmiş bitkisel yağlarda yüksek orandaki trans yağlar.
Hidrojenizasyon işlemi sırasında oluşan trans yağ asitlerinin kötü kolestrol oluşumunu hızlandıran bir etkisi var. Bu nedenle sağlık sorunlarına yol açıyor ve dolayısıyla sağlığa yönelik harcamaları artırıyor. İlk kez Danimarka'da 4 yıl önce uygulamaya konan yasak, geçen günlerde ABD'de de kabul edildi. Yasak ABD'de de temmuz ayı itibariyle yürürlüğe girecek. Ambalajlı gıda ürünlerinin etiketlerinde ise trans yağ içerdiği bilgisi yer alacak.

Etiketlere 'trans yağ yok' ibaresi

Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği (MÜMSAD) trans yağ tartışmalarına bir ışık tutabilmek için Türkiye genelinde çalışma başlatacaklarını söylüyor. Gıdasa, Ülker, Unilever gibi büyük şirketlerin üye olduğu dernek yapacağı çalışmada ürünlerde kullanılan trans yağ oranlarını ortaya koyacak. MÜMSAD Başkanı ve Yaşar Holding Yönetim Kurulu Üyesi Taşkın Tuğlular, margarinlerin trans yağ içermediğini savunarak "Türkiye'nin önde gelen margarin üreticileri trans miktarını minimize eden teknolojileri uzun zamandır kullanıyor. Sıfır değil ama yüzde 0.5 gibi sıfıra çok yakın bir oran söz konusu. Bunun için yaygara yapmanın anlamı yok" diyor. Tuğlular, ürün etiketlerine "trans yağ içermez" ibaresi koymayı planladıklarını belirtiyor.

Tekirdağ Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Doçent Doktor Orhan Dağlıoğlu'na göre ise margarin ve fırın ürünlerinin trans yağ içeriği oldukça yüksek. Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Petek Ataman ise her margarinin trans yağ içermediği görüşünde. Bunun kullanılan teknolojiyle ilgili bir sorun olduğunu belirten Ataman, “Çünkü trans yağ asidi oluşumunu önleyen ya da çok düşük miktarda kalmasını sağlayan kimi teknolojiler olduğu söyleniyor” diye konuşuyor. Buna karşın ürün ambalajlarında “Trans yağ içermez” ibaresi kullanılabilmesi için denetlenme yapılması gerektiğini söylüyor.

'Markalı ürün kullanın' uyarısı

Dernek üyesi şirketlerden Ülker'in CEO'su Metin Yurdagül de markalı ve MÜMSAD üyesi şirketlerin ürünlerini tercih eden tüketicilerin endişe etmesini gerektirecek bir durum olmadığını belirterek "Trans yağ oranım sıfır diyebilen ülke zaten yoktur. Türkiye için de bu durum geçerli" diye konuşuyor. Derneğin araştırmasını kısa sürede tamamlayacağını ve kamuoyuna daha ayrıntılı açıklama yapabileceklerini belirtiyor.

Gıda sanayicileri kadar fast food sektörü de trans yağ tartışmasından rahatsızlığını dile getiriyor. Burger King Türkiye Temsilcisi Caner Dikici, üst ve alt limit gibi standartlar olmadığını ancak restoranlarında "trans sıfır" yağ asidi kullanımı için gerekli hazırlıkları yaptıklarını söylüyor. Kızartmalarda kullanılan bütün yağların bozulma gösterdiğini de belirten Dikici, "Önemli olan yağın kalitesinin kontrolüdür. Yağın dibinde kalıntı oluşmuşsa, artık ömrünü tamamlamış demektir. Biz de zaten buna dikkat ediyoruz" diyor.

Sert Su Daha Fazla Mineral Taşıyor

Su, tüm canlılar için hayat kaynağı. Suda bulunan mineraller pek çok hastalığın tedavisini kolaylaştırırken, yaşlanmayı de geciktiriyor. Suyun mineral taşıyıp taşımadığı sertliğinden anlaşılıyor. Uzmanlar, sert suyun aslında toplumdaki genel kanının aksine daha kaliteli olduğunu belirtiyor. Yumuşak içimli suların sert sulara göre daha az mineral taşıdığı ifade ediliyor.

Doğal yollarla tedavi, tamamlayıcı tıp ve ruh sağlığıyla ilgili kitaplarıyla tanınan Dr. Recai Yahyaoğlu ile kimya mühendisi Mennan Aysan Kuzanlı, `Suyun İyileştirici Gücü` isimini verdikleri çalışmada suyun insan sağlığına etkilerini tüm boyutlarıyla ele aldılar. Dr. Recai Yahyaoğlu, suyun tedavi edici özelliğinde alkali (ph değeri) oranı ve mineral değerinin önem taşıdığını belirtiyor. Günümüzde sanayinin neden olduğu çevre kirliliğiyle su kaynaklarının ve yiyeceklerin çoğunun alkali özelliğini kaybederek asitli hale geldiğini kaydediyor. Yahyaoğlu, kanser, karaciğer yağlanması, diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi kronik rahatsızlığa yakalananların vücudunda asit oranının da arttığını aktarıyor.

İnsan vücudunda yaradılış gereği iç organların alkali özellik taşıdığını hatırlatan Recai Yahyaoğlu, `Bünyeye asidik maddeler girince yapıyı bozuyor. Bu nedenle yediğimiz içtiğimiz gıdaların alkali özellik taşımasına dikkat etmeliyiz.` şeklinde konuşuyor. Alkali suyun karaciğer ve bağırsakları temizlediğini, hücrelerin yıpranmasını geciktirdiğini ve kişilerin ruh halinin de olumlu etkilediğini anlatıyor. Elma, armut, portakal gibi meyvelerle tüm sebzelerin de alkali özellik taşıdığını hatırlatan Yahyaoğlu, işlenmiş tüm gıda ürünlerinin ise asitlendiğini vurguluyor.

Kimya mühendisi Mennan Aysan Kuzanlı ise içilen suyun alkali değerinin en az ph 7-7,5 olması gerektiğini kaydetti. Musluk sularının yeterli ph değerine sahip olmadığını belirten Kuzanlı, ambalajlı su tüketenlere etiketlerdeki ph değerine bakmasını öneriyor. Musluk sularının asidini ayırıp alkali özellik kazandıran arıtma cihazlarının bulunduğunu dile getiren Kuzanlı, sert ve yumuşak sularla ilgili toplumda yanlış bir fikir bulunduğunu ifade ederek, `İçimi çok yumuşak suların aslında mineral değeri düşüktür. Suya sertlik hissi veren içindeki mineralleri. Bu nedenle sert sular daha sağlıklıdır.` diye konuşuyor.

Günde ne kadar su içilmeli?

İnsan vücudunun yüzde 75`inin sudan oluştuğunu kaydeden kimya mühendisi Kuzanlı, bu dengenin bozulmaması için bol bol su içilmesini tavsiye ediyor. Kuzanlı`nın verdiği bilgiye göre herkesin vücut ağırlığının her kilogramı için 40-50 mililitre su içmesi gerekiyor. Bu da 70 kilo ağırlığındaki bir kişinin günde 3-3,5 litre su içmesi anlamına geliyor. Kuzanlı, yaz aylarında su tüketiminin daha da artırılması gerektiğini anlatıyor.

Alkali suyun faydaları

Gün içerisinde vücutta biriken asitleri temizliyor.

Vücuda enerji veriyor.

Alkali suda bakterilerin barınmaları daha zor.

Musluk suyuna göre yüzde 41 daha fazla oksijen içeriyor.

Kalsiyum, sodyum, potasyum ve magnezyum gibi mineralleri barındırıyor.

Antioksidan özellik taşıyor.

Gıda Mühendisleri `Dışarıda Yemek` Yiyemiyor

Günün büyük bir bölümünü işyerinde ya da okulda geçirenler, özellikle öğle yemeklerini dışarıda yemek zorunda kalıyor.

Gıda sektörünün perde arkasını bilen gıda mühendisleri, dışarıda yemek yemekte zorlandıklarını söylüyorlar.

Birçok kişinin ucuz ve pratik olduğu için tercih ettiği durum gıda mühendislerinin korkulu rüyası. Özellikle fast food diye tabir edilen gıdaların nasıl ve hangi şartlarda hazırlandığını çok iyi bildiklerini söyleyen gıda mühendisleri, dışarıda simit bile yemekten çekindiklerini belirtiyor. Yeterli denetimin yapılmamasından şikayetçi olan Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Petek Ataman , seyyar satıcılardan kesinlikle yiyecek alınmaması gerektiğini vurguluyor. Yiyecek sektöründeki birçok firmanın maliyeti düşürmek için özellikle et ürünlerine katkı maddesi koyduğunu ifade eden gıda mühendisi Sadık Göneş, `Dışarıda kesinlikle et ve et ürünlerini tüketmiyorum. Çünkü bazı yerlerde ölü ve hastalıklı hayvanların bile sığır etine karıştırılarak kullanıldığını çok iyi biliyorum. Hatta lahmacunun içi , bir gün önce kalmış yemeklerin harcına katılmasıyla hazırlanıyor.` diye konuşuyor.

Gıda mühendisi Onur Çelik ise bazı yerlerde köfte ve sosisin etin dörtte biri fiyatına satıldığına dikkat çekiyor. Çelik , `Maliyeti düşürmek için etin içine katkı maddeleri konuluyor. Siz et ya da sucuk yediğinizi zannediyorsunuz. Ama gerçekte yediğiniz şey kemik tozu, yağ ve deri kalıntıları.` diyor. Gıda sektöründe çok kolay hile yapılabildiğini dile getiren gıda mühendisi Muharrem Çemç de, yemek yenilen yerlerde kullanılan malzemenin markalı olmasının önemine dikkat çekiyor. Çemç, `Gıda sicil numarası olmayan ve üretim izni bulunmayan ürünler kesinlikle kullanılmamalı.` şeklinde konuşuyor.

Gıda mühendisi Onur Çelik :

Siz et yediğinizi zannediyorsunuz!

Dışarıda yenilecekse en azından belli başlı büyük firmalardan yenilmeli. Maliyeti düşürmek için etin içine katkı maddeleri konuluyor. Siz et ya da sucuk yediğinizi zannediyorsunuz. Ama gerçekte yediğiniz şey kemik tozu, yağ ve deri kalıntıları. Ben kesinlikle dışarıdan yemek yemiyorum. Çünkü yemeğin bozulması çok kolay. Simit bile yiyemiyorum. Ürün temiz bile üretilmiş olsa sonrasında ellerle kirleniyor. Açıkta, seyyar satıcıların sattığı yiyeceklerin yüzde yüzü sağlıksız. Güvenlik yok.

Gıda mühendisi Sadık Göneş:

Et ürünlerini kesinlikle tüketmiyorum

Et ürünleri riskli. Hangi koşullarda getirilip işlendiği çok önemli. Birçok zaman besin zehirlenmesi yaşadığımızı bile fark etmiyoruz. Mide bulantısı ve ishal deyip geçiyoruz. Tavuk eti kırmızı etten daha çok, daha çabuk bozuluyor. Döner, takıldığı şişte akşama kadar kalıyor. Et ürünlerini kesinlikle tüketmiyorum. Ölü ve hastalıklı hayvanlardan tutun da domuza kadar birçok hayvanın sığır etine karıştırılarak kullanıldığını biliyorum. Kalmış ve bozulmuş etler toplu tüketime veriliyor. En çok tüketilen lahmacun birçok yerde bir gün önce kalmış yemeklerin çekilmesiyle yapılıyor. Çorbanın bile suyu süzülüp harcın içine konuluyor.

Gıda mühendisi Muharrem Çemç:

Çocuklarıma kantinden sandviç ve hamburger aldırmıyorum

Bu biraz vicdanına kalmış bir şey. Yiyecek sektöründe istenirse çok kolay hile yapılabilir. Ben kesinlikle okulda çocuklarıma kantinden sosisli sandviç, hamburger aldırmıyorum. Tüketici alışveriş yaparken Tarım Bakanlığı `ndan üretim izninin olup olmadığına bakmalı. Gıda sicil numarası olmayan ve üretim izni bulunmayan ürünler kesinlikle kullanılmamalı.

Gıda mühendisi Vedat Kuru:

Dışarıda kesinlikle et yemiyorum

Dışarıda et ve et ürünlerini kesinlikle yemiyorum. Çok zor durumda kalırsam simit veya poğaça alıyorum. Bunlar da çok şaibeli; ama en azından daha az zararlı olduğu için tüketiyorum. Fakat dışarıda satılan yiyeceklerin hemen hepsinde sıkıntı var. En azından bildik yerlerden olmalı. Markalı ürünler kullanan yerler seçilmeli, merdiven altı üretim yapan firmalar değil. Denetim yok gibi bir şey. Tüketici çok dikkat etmeli. Fiyat marjı 3 YTL olan bir yemeği bir firma 2 YTL `ye satıyorsa bir düşünmek lazım.

Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Petek Ataman :

Seyyarlar hiç denetlenmiyor

Bugün de orada olan ve sonra da orada olacak firmaları tercih ediyorum. Gece yarısı satılan ürünleri kesinlikle tüketmiyorum. Seyyar satıcılardan yemiyorum. Seyyarlardan her zaman korkarım. Türkiye `de dükkanların bile denetimi oldukça zayıf. Bu nedenle seyyar satıcılar hiç denetlenmiyor.

Gıda mühendisi Halil Tosun :

Mesleğim nedeniyle yemek yiyemiyorum

Birçok üründe ekonomik olsun diye katkı maddesi kullanılıyor. Mesleğim dolayısıyla her ürünün perde arkasını iyi bildiğimden dışarıdan kesinlikle yemek yemiyorum. Özellikle işlemden geçmiş olan et, süt ve süt ürünlerine dikkat ediyorum.

Kuru Fasulye Protein Deposu

Baklagillerden olan kuru fasulyenin tam bir protein deposu olduğu ortaya çıktı. İçerdiği hayvansal olmayan protein ve lifli yapısı ile kırmızı etten bir eksiği bulunmayan kuru fasulye vejetaryen beslenme için de bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor.
Gıda uzmanları tüm bunlarla birlikte kuru fasulyenin sağlıklı beslenme diyetlerinde rahatlıkla tercih edilebilecek bir yiyecek olduğunun altını çiziyorlar. Türk mutfağının vazgeçilmez `milli` yemeği kuru fasulyenin protein ve anorganik tuzlar bakımından da çok zengin olduğunu belirten gıda uzmanlar, bu önemli baklagilin kemik yapısının güçlenmesine yardımcı olduğunu, sinirleri kuvvetlendirdiğini kaydettiler. Gıda uzmanları üzerinde önemle durulması gereken konunun, kuru bakliyatın pişirilmesi olduğunu belirtiyor. Çünkü dikkatli pişirilmezse vitamin ve mineral değerlerinde ciddi kayıplar meydana gelebiliyor. Kuru fasulyenin diğer bakliyatlarda olduğu gibi pişirmeden önce en az 8 saat suda bekletilmesi ve pişirirken de köpüğünün alınması gerekli olduğunu belirten uzmanlar, gaz yapmasının önüne geçmek için de ıslatması gerektiğini vurguluyor.

Sağlık Bakanlığı`ndan Dondurma Uyarısı




Güvenilir olmayan yerlerle sokak satıcılarından alınan dondurmaların insan sağlığını tehdit ettiği vurgulanarak, `Süt, mikroorganizmaların üremesi için çok iyi bir ortamdır. Bu nedenle dondurmanın pastörize sütten yapılması ve hijyenik koşullarda üretilmesi çok önemli” denildi.

Paketlenmiş dondurma ve buzlu gıdalar tüketilirken paketin üzerindeki etiketin okunması, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının üretim izninin olup olmadığına ve son kullanma tarihine dikkat edilmesi, izinsiz veya son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin asla satın alınmaması gerektiği bildirildi.
Açıklamada, `Sağlıksız ve hijyenik şartlardan uzak dondurma ve buzlu ürünlerin tüketimi hastalıklara davetiye çıkarıyor” denildi.

`BESLEYİCİ DEĞERİ YÜKSEK GIDA GRUBUNDA”

Sağlıklı koşullarda ve hijyen kurallarına uygun üretilerek satılan dondurmaların protein ve karbonhidratın yanı sıra A, B, C, D ve E vitaminleriyle kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineralleri içerdiği, bu nedenle uygun ortamlarda üretilen ve satılan dondurmaların besleyici değeri yüksek gıda grubunda yer aldığı kaydedildi.

Dondurma üretiminde sütün yanı sıra şeker, çikolata, kakao, fındık, fıstık, karamel , glikoz şurubu, çeşitli meyve ve kıvam vericilerle bitkisel yağ , doğal ve doğala özdeş aromaların kullanıldığı belirtilerek, bu maddelerin Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından izin verilen `Türk Gıda Kodeksi ”ne uygun olması gerektiği kaydedildi.

Tavuğu Bütün Alın




Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, vatandaşları, markette alışveriş yaparken dikkatli olmaya çağırdı. Başkanlık "Et, kümes hayvanı ve deniz ürünleri gibi ürünleri alışverişin sonunda alın" uyarısında bulundu

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, "Sağlıklı Beslenme ve Gıda İsrafı Raporu"nda vatandaşları alış veriş yaparken nelere dikkat etmeleri konusunda uyardı.

Hıfzıssıhha, besin güvenliğinin markette başladığını belirterek, besinlerin güvenliğinin tüm besin zinciri boyunca yasal çerçevede kontrol edildiğini, bu nedenle marketlerden besinleri seçmek ve tüketime kadar güvenli tutmanın tüketicinin sorumluluğu olduğuna işaret etti.

Raporda, "Ambalajı kontrol edin. Donmuş besinler katı, soğutucudaki besinler soğuk olmalıdır. Donmuş besinler çözülme belirtileri göstermemelidir. Ambalajda delik, yırtık veya açık köşeler olmamalıdır" uyarısında bulunulurken, güvenlik kapaklarının ve düğmelerinin mutlaka kontrol edilmesi gerektiği bildirildi. Başkanlık, gıda alışverişinde dikkat edilecek noktalar bulunduğunu belirterek, vatandaşlara şu uyarılarda bulundu:

Koklayarak Seçin

Balık Satın Alırken:

 Beslenme açısından yararları nedeniyle deniz ürünlerine ilgi gittikçe artmaktadır. İyi bir protein kaynağı olmalarının yanı sıra deniz ürünlerinin yağ içeriği özellikle doymuş yağlar açısından düşüktür. ve balık omega - 3 yağ asitleriyle sağlık açısından önemli yararlar sunar.
 Satın almadan önce balık tezgahını kontrol edin. Sokak satıcılarından balık almayın.
 Bütün balıkları (yüzgeçli veya kabuklu) koklayın. Kuvvetli balığımsı koku taze olmadığının bir işaretidir.

Domates Sert Olmalı

Sebze Alırken

 Bamya: Koyu yeşil renkli ve lekesiz olmalıdır.
 Bezelye: Dolgun, parlak yeşil kabuklu ve körpe, iyi gelişmiş tohumlu olmalı.
 Biber: Yumuşak, benekli ve berelilerden sakının.
 Domates: Düzgün, iyi şekillenmiş ve sert (çok sert değil) olmalı.
Yeşil Yapraklı Sebzeler: Taze, yumuşak, lekesiz yapraklı olmalı, kalın damarlı yapraklı demetlerden sakının.

Rengi Kendini Ele Verir

Et Satın Alırken:

 Yağları iyi ayrılmış eti satın alın.
 Etin rengi tazeliğini gösterir. Sığır eti tipik olarak parlak kırmızı renktir. Genç dana eti grimsi pembedir. Daha yaşlı dana eti koyu pembedir. Kuzu etinin rengi nasıl beslendiğine bağlı olarak açık pembeden koyu pembeye kadar değişebilir.
 Ekonomik olmalarının yanı sıra tavuk ve hindi etleri yüksek protein içerir ve genellikle yağsızdır. Çoğunlukla kümes hayvanlarının yağsız çeşitlerini seçin (hindi ve tavuk gibi).
 Yağ tüketiminizi azaltmak için derisiz beyaz et alın,
 Sağlığınız için üzerinde son kullanma tarihi bulunan bütün tavuk tercih edilmeli. Böylece maddi anlamda da tasarruf sağlarsınız.



Temiz Olmalı

Yumurta Satın Alırken:

 Almadan önce yumurtaların kartonlarını açın. Temiz ve tam olan kolileri seçin. Kırılmış olanı almayın. Oda sıcaklığında değil buzdolabında saklanmış olan yumurtaları alın.

Küf Hissi Verenler Tehlikeli

Meyve Satın Alırken:

 Elma- Çürük ya da çürük noktaları olanlardan sakının.
 Erik- Çatlamış veya buruşuk kabuklardan sakının.
 Kiraz- Vişne: Fazlaca yumuşak veya kurumuş veya koyu sapları olanlardan sakının.
 Limon: Genellikle pürtüklü yapılı limonlar daha kalın kabukludur ve ince kabuklulardan daha az suludur.
 Muz: Lekelenmiş ve çürümüş kabuklulardan sakının.  Portakal: Yumuşaklık veya ucunda beyazımsı küf hissi tehlikelidir.

Sıvı Yağ Bir Kez Kullanılmalı.

Evlerde yapılan kızartmalarda kullanılan sıvı yağın, birden fazla kullanımının riskli olduğu bildirildi.

Çukurova Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cahide Yağmur, yağda kızartmayı beslenmede çok fazla tavsiye etmediklerini, ancak yapılması durumunda yağın kullanımına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

Kızartmalarda aynı yağın birden fazla kullanımının bazı sağlık sorunları doğurabileceğini belirten Yağmur, şunları kaydetti:

`Evlerde yapılan kızartmalarda yağın 2-3 kere kullanılması durumunda sağlık riski ile karşılaşılmayacağı gibi yanlış bir kanı var. Oysa, kızartmaya koyduğunuz yağ ısındığı zaman kimyasal yapısında değişiklik başlar. Isınmayla başlayan bu değişim, ısı bittiği zaman ve bekleme dönemlerinde de sürer. Yağın, ilk kullanımından sonra oksidasyon dediğimiz değişim kendi içinde devam eder. Dolayısıyla değişen yapı, ortaya çıkan toksik maddelerin miktarını artırır. Tekrar ısı ise toksik madde oluşumunu daha da hızlandırır. Her bekleme ve ısınma dönemlerinde değişim artarak devam eder.``

Bekleme süresinde ortaya çıkan toksik maddelerin kanserojen etkiye sahip olabileceğini belirten Yağmur, bu yağların kullanımıyla yiyeceklere geçen bu özelliklerin, tüketim sırasında ise vücuda alındığını söyledi.

Yağdaki toksiklerin vücutta hücre ve DNA yapısına etki edebileceğinin altını çizen Yağmur, ``İkinci kez kullanılan kızartma yağının kimyasal yapısı bozulur ve toksikler kanserojen maddelerin oluşumu hızlanır. Aynı zamanda yemeğin lezzet ve rengini de bozar`` dedi.
Yağlı Gıdaya `Sigara` Muamelesi

Fransızlar, yemek kültürlerini bırakıp abur cubur ve fastfood`a yönelince hükümet duruma el koydu. Artık bu tür gıdaların reklamlarında sigara paketlerindeki gibi uyarılar olacak

Dünyaca ünlü bir mutfağa sahip olan, hatta `Fransız Kadınlar Niçin Kilo Almaz?` (Mireille Guiliano) başlıklı bir kitabı bile bulunan Fransızlar, geleneksel yemek kültürlerini bırakıp abur cubur ve fastfood`a yönelmeye başlayınca hükümet de acil eylem planı hazırladı. Aşırı yağlı, tuzlu, şekerli ve kalorili beslenme tarzının ülkedeki obez sayısını artırması üzerine Fransız Sağlık Bakanlığı, bu tür gıdaların reklamlarında tıpkı sigara paketlerinde olduğu gibi çeşitli sağlık uyarılarının da yayınlanmasını zorunlu hale getirdi. Reklam ya da ilanlarında uyarılara yer vermeyen gıda firmaları, reklam bedelinin yüzde 1.5`i tutarında bir ceza ödemek zorunda kalacak. Bu para da Ulusal Sağlık Eğitimi Enstitüsü kasalarına aktarılacak. Yeni uygulamanın ilk örneğini bir ilan panosunda sergileyen Coca Cola, kendi ürün reklamının yanına `Bol bol meyve sebze yiyin` uyarısı yerleştirdi. Bakanlık, uyarıların sıkıcı bir hale gelmemesi için sürekli değiştirileceğini ve bu şekilde halkın ilgisinin çekileceğini kaydetti.

Fransız Sağlık Bakanlığı`nın verilerine göre 63 milyon nüfuslu ülkede tam 6 milyon obez var.

Bu uyarılar TV`de mutlaka yapılacak

* Sağlığınız için günde en az 5 meyve veya sebze yeyin.
* Sağlığınız için egzersiz yapın.
* Sağlığınız için yağlı yiyeceklerden, çok fazla şeker ve tuzdan uzak durun.
* Sağlığınız için öğünler arasında abur cubur yemeyin.
Teknolojiyi Kötüye Kullanıp Ete Kanserojen Madde Bile Enjekte Ediyorlar

Karı artırmaya yönelik gıda ürünlerinde yapılan hilelere kırmızı et de eklendi.

Islatılan ete enjekte edilen Bradmix adlı kimyasal ile tüketiciler hem aldatılıyor hem de sağlık açısından büyük tehdit ile karşı karşıya kalıyor. Sektör temsilcileri, yıllık tüketimin 750 bin tona ulaştığı Türkiye’de kırmızı ete kanserojen madde katıldığını iddia ediyor.GIDA ürünlerinin imalatı sırasında kárı artırmak için yapılan hilelere kırmızı et de eklendi. Kırmızı et terbiye edilirken su ile birlikte enjekte edilen "Bradmix" adlı kimyasal etin ağırlığını artırıp parlak bir görüntü veriyor. Islatılan ete enjekte edilen bu kimyasal madde etin ağırlığını yüzde 35 oranında artırıyor. Bu kimyasalın son üç yıldır Türkiye’de bazı et üreticileri tarafından kullanıldığını söyleyen uzmanlar Bradmix’in kanserojen olduğunu da iddia ediyor. Türkiye, Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR) Başkanı Erdal Bahçıvan ise bazı üreticilerin teknolojiyi insan sağlığını tehdit edecek şekilde kullandığını belirterek "Yapılan hileleri artık hayal bile edemiyoruz. Maalesef kırmızı ete yönelik yapılan bu haksızlığı son zamanlarda bizde duymaktayız" dedi.SU ETİN AĞIRLIĞINI ARTIRIYOR: Bradmix kimyasalının yurtdışından yasal olmayan yollarla Türkiye’ye getirildiğini söyleyen Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği (VGHD) Başkanı Can Demir, kırmızı ette yapılan hileleri ise şöyle anlattı: "Önce eti iyice ıslatıyorlar. Daha sonra ete Bradmix kimyasalı enjekte ediliyor. Su gözle görülmeyecek şekilde etin üzerinde fiziksel değişeme uğruyor ve etin ağırlığı artıyor. 10 kilogram diye alınan bir et aslında 7 kilogram civarında. Bunun yanında kimyasal madde etin rengini de değiştiriyor. Daha canlı kırmızı bir renk görünümüne kavuşuyor. Bradmix tüm kimyasal maddeler gibi insan sağlığını da tehdit ediyor."FARK EDİLMİYOR: İstanbul Ticaret Odası Gıda Komitesi Üyesi ve Keyveni Yemek Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Çelik’te son yıllarda kırmızı ete yapılan hilelerin tüketici sağlığını önemli ölçüde etkilediğine dikkat çekerek, "Et piştiği zaman çeker ve hacmi küçülür. Ancak bu kimyasal nasıl bir etki yapıyorsa et piştikten sonra da aynı boyutta kalıyor" dedi. "Eti kimyasal maddelerle şişiriyorlar" diyen Çelik şöyle devam etti: "Biz yıllardır bu işin içindeyiz. Ancak son dönemlerde sektör çalışanlarından aldığımız bilgiler kırmızı etin kalitesinin düşük olduğunu gösteriyor. Bazı araştırmalar sonucunda ette yapılan hilelere ulaşıldı. Haksız kazanç peşindeki firmalar etin ağırlığını artırıyor. Bunu tüketicilerin fark etmesi ise mümkün değil." Bradmix adlı kimyasal maddeyi Türkiye’nin birçok bölgesindeki et üreticisinin kullandığını iddia eden Şalvarlı Et’in sahibi Abuzer Göktaş, ise bu etlerin daha çok turistik bölgelerde kullanıldığına dikkat çekti. Rakamlarla Türkiye’de kırmızı ve beyaz et pazarıTürkiye’nin yıllık kırmızı et tüketimi 750 bin ton.Kişi başı tüketim ise 11 kilogram.Beyaz et tüketimi ise 1 milyon ton.Beyaz ette kişi başı tüketim 14 kilogram.
Baharatlı su etin lezzetini artırıyorBRADMİX adlı kimyasal maddenin Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde yasak olduğunu ancak etin lezzetini artırmaya yönelik yapılanların insan sağlığını tehdit etmediğini söyleyen Abuzer Göktaş şöyle konuştu: "Et işleyen şirketlerin bir kısmı etin daha lezzetli olmasını sağlamak için baharatlı su ile eti terbiye ediyor. Ancak bizde ete yüzde 20-25 su basıyorlar. Dünyanın her yerinde kullanımı yasak olan Bradmix etin içinde su ile birlikte jel haline geliyor ve ağırlığı artıyor."Tüketici, sahtekarları fiyattan yakalayabilirTÜKETİCİLERİN Bradix maddeli ürünleri ayırabilmesi için fiyatı göz önünde bulundurmaları gerektiğini belirten Erdal Bahçıvan, "Eğer etin fiyatı piyasadan ucuz ise tüketici bu ete ilgi göstermesin" dedi. Kırmızı etin Tarım İl Müdürlüğü yetkilileri tarafından mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini savunan Bahçıvan, "Denetim çalışmaları artırılmalı ve laboratuarlarda test edilmeli" dedi.

20 Mart 2008 Perşembe

Güvenli Gida





11 Mart 2008 Salı

Patates kızartması sevenlere müjde



İngiltere’de yapılan yeni bir araştırmada, patatesleri kızartmadan önce kısa bir süre suda bekletmenin, akrilamit oluşumunu ve neden olduğu riski ciddi ölçüde azalttığı belirlendi.



Patates kızartması sevenlere müjde
Leatherhead Food International’dan Dr. Rachel Burch, bugüne kadar gıdalarda akrilamit oluşumunu önelemek üzere pek çok araştırmanın yapıldığını, ancak bu çalışmaların gıda endüstrisiyle sınırlı kaldığını belirtiyor ve yaptıkları çalışmada evde uygulanabilecek pratik çözümü hedeflediklerini ekliyor.

Akrilamit, nişastalı gıdaların yüksek sıcaklıklarda pişirilmesi sırasında doğal olarak ortaya çıkan bir kimyasal. Araştırmacılar, pek çok gıdada görülen akrilamit oluşumunun, sağlımız için tehlikeli olduğu ve hayvanlarda kansere yol açtığı ile ilgili şüphelerin olduğunu belirtiyorlar. Yapılan çalışmada patateslerin 30 dakika ile 2 saat arasında sürelerle suda bekletilmesi sonucunda, %23, %38, ve %48 oranlarında akrilamit seviyesinin düştüğü gözlemlendi.