11 Aralık 2007 Salı


Gaziantep İl Tarım Müdürlüğü Gıda Kontrol Şube Müdürü Sait Demirkıran, açıkta ve tezgah altında satılan pek çok üründe hileyle karşılaşıldığını belirterek, ''Vatandaşlarımız alışveriş yaparken üretim izni olan paketli ürünleri tercih etmeli'' dedi.

Demirkıran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaptıkları denetimlerde; özellikle açıkta satılan, paketlenmemiş ve üretim izni olmayan pek çok üründe hile olduğunu tespit ettiklerini belirtti.

Glikozla bal aromasının karıştırılıp vatandaşlara bal olarak satıldığını belirlediklerini ifade eden Demirkıran, ''Sahte bal diye nitelendirdiğimiz bu balın rengi biraz daha açıktır, normal balın kokusu yoktur. Normal balın kıvamı biraz daha katıdır'' dedi.

Sait Demirkıran, geçen yıl 5 ton ve bu yıl 1 ton sahte bal yakaladıklarını da bildirdi.

Farklı sektörlerde kullanılan toz Antep fıstığı, toz fındık, toz yer fıstığı gibi ürünlerde de hileyle karşılaşıldığını, bunlardan rengine göre leblebi tozuna tuz, fıstık tozuna bezelye, bazı ürünlere ise kireç tozu ve boya maddeleri karıştırıldığını kaydeden Demir, vatandaşların hileli olduğundan şüphelendikleri bu gibi toz ürünlerin yerine fıstık, fındık ve yer fıstığını evlerinde ezerek toz haline getirebileceklerini ifade etti.

Demirkıran, ''Yoğurtta, zeytinyağında ve kırmızıbiberde de çeşitli hilelerle karşılaşılabiliyor. Örneğin yoğurdu daha katı hale getirmek için büyükbaş hayvanların yağından elde edilen toz halindeki jelatin kullanılabiliyor. Vatandaşlara da bu yoğurtlar köy yoğurdu diye satılıyor. Köylerden sütler alınarak merdiven altı işletmelerde bunlar yoğurt haline getiriliyor'' görüşünü aktardı.

Zeytinyağına ise pamuk yağı karıştırılabildiğini, bu ürünlerdeki yağ asitlerinin normal zeytinyağından farklı çıktığını anlatan Demirkıran, fiyatı çok düşük olan zeytin yağından şüphelenmek gerektiğine işaret etti.

Kırmızı biberin içinde de tuz, tohum, boya maddeleri ve kiremit tozu karıştırıldığını belirten Demirkıran, bu tür ürünleri yakaladıkları zaman imha ettiklerini kaydetti.

Demirkıran, şu uyarılarda bulundu:

''Vatandaşımız, piyasada üretim izni olan ve paketli ürünleri tercih etmeli. Açık ve paketsiz olan ürünlerde çok daha fazla sahtekarlık ve hileyle karşılaşılabiliyor. Halkımız yaptığı alışverişlerde bilinçli olmalı. Nerede ne hile olabileceğini az çok görebilmeli. Tezgah altında satılan ürünler alınmamalı. Vatandaşlarımız karşılaştıkları herhangi bir olumsuzlukta ise bize başvurmalı. Promosyonlar hariç çok düşük fiyatlı ürünler tercih edilmemeli.''

28 Kasım 2007 Çarşamba

Gıda diye neler yediriliyor


Tükettiğiniz besinlerin içinde neler olduğunu biliyor musunuz?

Kırmızı bibere kiremit tozu, tereyağa patates ve margarin karıştırılıp piyasaya sürüldüğünü biliyor muydunuz?

Dönere tavuk derisi, kıyması bağırsağı ve taşlık karıştırıyorlar.

Soframızda her öğün bulunan ekmeğe karbonat katılarak rengi beyazlatılıyor.

Kırmızı bibere kiremit tozu karabibere renk alması için kanserojen boya katılıyor.

Et terbiye edilirken yüzde 20-25 oranında su verilip ağırlaştırılıyor. Siz bir kilo diye alıyorsunuz ama onun sadece 750 gramı et.

Kırmızı etten yapılan kıymaya tavuk kıyması katılıyor.

Küf tutmuş ve bayatlamış peynirler eritilerek eritme peynir olarak piyasa sürülüyor.

Salam sosis ve sucuk gibi et ürünlerine tavuk derisi, bağırsağı, taşlık karıştırıyorlar.

İhraç ürünü olan ancak hormanlu bulunarak geri gönderilen birçok sebze ve meyve iç piyasada ithal ürün olarak satılıyor.

Sütün öz yağı alınarak, katı yağ ile karıştırılıyor. Bu şekilde süte yağlı süt imajı veriliyor.

Tereyağa patates ve margarin katılarak piyasaya sürülüyor.

Zeytinyağının rengi koyulaştırmak ve parlak hale getirmek için tekstil boyası kullanılıyor.

7 Eylül 2007 Cuma

Çocuklarınızı (E) kodlu bu gıdalardan koruyun

Çocuklarınızı (E) kodlu bu gıdalardan koruyun

İngiltere Southampton Üniversitesi tarafından yapılan araştırma gıdalardaki korkunç gerçeği açığa çıkardı. Araştırmada özellikle çocuklara yönelik şeker, pasta ve gazlı içecek gibi ürünlerde bol bol kullanılan 'E' kodlu katkı maddelerinin derhal yasaklanması gerektiği belirtildi.

GIDALARLA SAVAŞ BAŞLIYOR

Southhampton Üniversitesi araştırmacıları bir grup çocuğun bir bölümüne gıdalarda bulunan koruyucu ve katkı maddelerinden hazırlanmış bir kokteyl, bir bölümüne de sadece meyve suyu vererek, çocukların davranışlarını gözlemlediler. İngiliz Gıda Güvenliği Ajansı "Food Standards Agency" yönetiminde yapılan araştırmayı yürüten bilim adamlarına göre, elde edilen sonuçlar, daha önce dikkat toplama bozukluğu olan hiperaktivite rahatsızlığı (ADHD) bulunan çocuklar üzerinde yürütülen çalışmaların sonuçlarını doğruluyor. Araştırmanın başındaki Profesör Jim Stevenson ve meslektaşları, koruyucu ve katkı maddelerinin 3 ve 8-9 yaşları arasındaki çocukların hiperaktif davranışları üzerinde olumsuz etkisi bulunduğunu saptadılar. Böylece sigaranın ardından dünyada “E”kodunu taşıyan yapay tatlandırıcı, renklendirici ve koruyucu maddelere karşı savaş başlıyor. Uzmanlar, ailelerin sigara için açılan tazminat davalarının benzerlerini bu katkı maddelerini kullanan gıda firmalarına açabileceği uyarısı yaptı.

GIDALARDAKİ TEHLİKELER

E102 (Bisküvi, tatlılar): Hiperaktivite, astım. n E124 (İçecekler, bisküvi, tatlılar): Alerji, tahammülsüzlük. E110 (dondurma, içecekler, tatlılar): Mide sorunları, alerji. E122 (jel tatlılar, hazır yemekler, bisküvi):Alerji, olaylara tahammülsüzlük. E104 (Tatlılar): Hiperaktivite, astım. E129 (Gazlı içecekler, kokteyl sosis): Aşırı duyarlılık. E211 (Gazlı içecekler, fırında hazırlanan gıdalar, lolipop): Hiperaktivite, astım

3 Eylül 2007 Pazartesi

Genetik bitkilerin insan sağlığı üzerindeki etkileri yeterince test ediliyor mu, sorusu gündemde. Genetik değişimden geçirilen bitkilerin sağlık üzerindeki etkileri tartışmalı bir konu. Genetik bitki üretimini destekleyenler bu tür ürünlerin zararsız olduğunu savunurken, kimi bilim adamları ve çevre kuruluşları genetik gıda ürünlerine karşı. Peki son bulgular ne diyor?
Alman Spiegel dergisinde ve Hürriyet-Bilim Dergisinde yayınlanan bir yazıda genetik bitkilerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin yeterince test edilip edilmediği gündeme getirildi. Makalede, Avustralyalı genetikçi Arpad Pusztai'in ta 1998 yılında genetik patateslerle beslenen farelerin organlarında değişimler meydana geldiğini açıkladığında, haber neredeyse hiç kimseyi tatmin etmemişti. Fakat kısa bir süre önce yayımlanan bir araştırma bilim adamlarının ve çevre kuruluşlarının dikkatini çekti, deniyor.
Avustralya'daki CSIRO isimli örgütte bezelye böceğine karşı dirençli genetik bezelye yetiştiren bilim adamları geçtiğimiz haftalarda bir itirafta bulundular. Böcekleri öldüren genetik bezelyeler fareleri de etkiliyor. Bezelyeleri yiyen kemirgenlerin bağışıklık sistemi aşırı derece tepki vermekte. Araştırmacılar farelerin üzerine bezelye tozu sıkınca birçoğunda akciğer iltihabı gelişmiş.
Farklı Görüşler
İsviçreli bitki patolojisi uzmanı Cesare Gessler, genler ve çevreleri arasındaki karşılıklı etki hakkında çok az şey biliniyor derken, Fransız moleküler Biyolog Gilles Eric Soralini, Spiegel'de dergisindeki görüşüne göre halihazırdaki yöntemlerde sentetik genetik yapılar bilinmeyen bir kalıtıma rastgele yerleştirmekte, diyor.
Moleküller ve bitki hücreleri arasındaki etkilere bakış gerçekten de zamanla değişiyor. Eskiden "bir gen, bir etki" öğretisi geçerliyken, hücrelerdeki süreçleri karakterize etmek isteyen hücre biyologu Richard Strohman ve diğer bazı bilim adamları artık "ağ" veya "özgün yaşam" gibi terimleri kullanmayı tercih ediyor. York Üniversitesi bitki fizyoloğu Richard Firn'e göreyse bitkisel mekanizmaya yapılan gen transferinin ne şekilde etkiyeceği tahmin edilemez bir süreç.
Bitkilerin zararlı böceklere karşı savunma maddesi üretmelerine dayanan süreç, evrimsel açıdan bilinmezleri yaratmak için şartlandırılmıştır.

Bazı Araştıma Sonuçları
Son zamanlarda gerçekleştirilen bazı araştırmalar, genetik bitkilerin zararlarını açıkça ortaya koymakta.
Genetik bitkiler, hiç kimsenin hesaba katmadığı maddeler üretiyor. CSIRO'da yapılan araştırmalar da bunu kanıtlamakta. Bezelyeleri böcek larvaları için zehirli hale getiren anti-böcek geni, memelilerce yenebilen bir fasulyeye ait. Ancak bezelyenin hücreleri fasulyenin savunma maddesini, anlaşıldığı kadarıyla şiddetli bağışıklık reaksiyonuna sebep verecek şekilde üretiyor.
Urbino Üniversitesi'nden Manuela Malatesta, fareleri genetik soyayla besledikten sonra, karaciğer hücrelerinde yapısal farklılıklar saptamış.
Fransa Tarım Bakanlığı'nın genetik komisyonu (Commission du Genie Biomoleculaire) daha geçen yıl genetik mısırla beslenen farelerin böbreklerinde ve kanında meydana gelen değişimleri Monsanto firmasından öğrenmişti.
Fakat AB Gıda Ürünleri Güvenliği Dairesi bu sonuçtan sonra önlem aldı. Tartışmalı olan MON 863 tipi mısır ile AB'de sadece hayvanlar besleniyor. Peki insanlar genetik ürünlerin zararlı etkilerinden ne şekilde korunacak? Fransız moleküler biyolog Soralini, laboratuvarda üretilen genetik bitkilerin, tıpkı böcek ilaçları gibi hayvan deneyleriyle uzun vadeli olarak test edilmesini öneriyor.
Başta Greenpeace olmak üzere birçok çevre kuruluşu ise genetik bitki üretiminin tümden durdurulmasından yanalar.

Spiegel'de yayımlanan haberde Alman Beslenme ve Gıda Araştırmaları Dairesi'nden Klaaus-Dieter Jany ilginç bir noktaya değiniyor. Jany diyor ki, genetik bitkilerde ortaya çıkan beklenmedik etkilerin yeterince test edilmediği doğru, fakat bu normal üretimlerde de pek farklı değil. Konvansiyonel yöntemlerle üretilen türlerde 34 yeni protein bulunmuş. Buna rağmen bu ürünlerde de testler yapılmamakta.
Gazlı diyet içeceklerde büyük tehlike
Bir araştırma, gazlı diyet içeceklerin büyük sağlık sorunlarına sebep olduğunu ortaya koydu

Uzmanlar, �Diyet içecekleri içenler kalori kaybediyor ama sağlıklarını tehlikeye sokuyor� uyarısı yaptı.

Boston ve Harvard Üniversitesi uzmanları, kalp derneği için, gazlı diyet içeceklerle ilgili olarak 3 bin 500 kişi üzerinde araştırma yaptı. Çalışma sonucunda, günde bir kutu gazlı diyet içeceklerden tüketen kişilerde obezite, kan şekeri, tansiyon gibi hastalıklardan bir ya da daha fazlasına yakalanma riskinin yüzde 50-60 arttığı görüldü. Gazlı içecekler kalp hastalığı riskini de iki kat artırıyor.

Dört yılda tamamlanan araştırmadaki sonuçlar şöyle oldu:

* Obezite riski yüzde 31 arttı.

* Kan şekerinin tehlikeli boyutlarda yükselme olasılığı yüzde 25 arttı.

* Kötü kolesterol HDL seviyesinin yükselme riski yüzde 32 arttı.

* Yüksek tansiyon riski arttı. Ancak bununla ilgili istatistiki bilgi edinilemedi.

Renklendirici de zararlı

Araştırmayı yürüten Doktor Ramachandran Vasan �İster gerçek, ister yapay tatlandırıcılı olsun gazlı içecekler kişinin daha fazla yemesine neden oluyor. Ayrıca yapay renklendiricilerin de vücutta iltihaba neden olarak damar hastalıklarını tetiklediğini düşünüyoruz. Ama bu konuda henüz detaylı bir çalışma yapmadık� dedi.

17 Ağustos 2007 Cuma

DENETİMSİZLİK

Buna denetim boşluğu da eklenince 'gıda terörü' olarak adlandırılan tablo ortaya çıkıyor. Nerede ve nasıl üretildiği belli olmayan gıda maddeleri insanların sağlığını tehdit ediyor. Merdiven altı firmalar, sattıkları eti kimyasal ilaçlarla şişiriyor. Sosis, salam ve sucuğa ezilmiş tavuk kemiği, kaşar peynirine de soya ve margarin katıyor. Zeytin de tekstil boyası ve paslı demirlerle siyahlaştırılıyor.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Gıda Komitesi Üyesi ve Keyveni Yemek Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Çelik gıda üretiminde yaşanan sıkıntılarla ilgili bir rapor hazırladı. "Tüketici sağlığı ve gıda güvenliğine karşı gıda terörü: Kayıt dışı ve Merdivenaltı Üretim" adı verilen raporda insan sağlığının nasıl hiçe sayıldığı tek tek ortaya konuluyor.

Raporda Türkiye'de Tarım Bakanlığı'nın izni ve denetimi çerçevesinde 17 bin gıda sanayi işletmesi bulunduğu belirtiliyor. Ancak buna karşın 10 bini aşkın işletmenin de kayıt dışı ve merdiven altı yöntemle üretim yaptığı ifade ediliyor. Hatta bazı firmaların Tarım Bakanlığı'ndan izin almış gibi sahte belge düzenlediği öne sürülüyor.

Ete, Bradmix adlı ilaç katılıyor Sadık Çelik, bazı et işleme tesislerinin yurtdışından kaçak yollarla getirilen 'bradmix' isimli bir ilaçla eti yüzde 30-35 oranında şişirdiğini söylüyor. İlaç enjekte edilen etin su tutarak hacmini artırdığını, ağırlaştığını ve parlak göründüğünü belirten Çelik, "İlaçlı etler pişirildiğinde bile hacmini koruyor. Oysa pişen et gramajını kaybeder ve küçülür." diyor. İlaçlı etlerin yüzde 40 daha ucuza satıldığını ifade ederek, çok ucuza kalitesiz yemek üreten bazı firmaların bu etleri kullandığını aktarıyor.

Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği (VGHD) Başkanı Dr. Can Demir ise Tarım Bakanlığı'nın et ve et ürünleriyle ilgili yönetmeliklerine göre 'Bradmix' kullanımının yasak olduğunu vurguluyor. Ancak buna rağmen kaçak yoldan kullanıldığını dile getirerek, "Bu ilaç kimyasal bir ürün olduğu için o etleri tüketen insanlarda sağlık sorunlarına yol açabilir." açıklamasına yapıyor.

Öte yandan bazı merdiven altı işletmeler kasaplardan ve marketlerden topladıkları kemikli tavuk artıklarını yüksek ısıda işlemden geçirerek kıyma (MDM kıyma) haline getiriyor. Bunlardan da sucuk, salam ve sosis üretiliyor. VGHD Başkanı Can Demir, MDM kıymalı et ürünlerinin daha çok okul kantinlerinde ve büfelerde tost ve sandviç yapımında kullanıldığına dikkat çekerek, "Bizde büfe sucuk ve büfe salam diye bir tabir var. Nerede üretildiği belli olmayan ve çok ucuza satılan bu ürünler maalesef kemik artıklarından imal ediliyor." uyarısında bulunuyor.

Gıda Terörü Raporu'nda anlatılan hileli gıda maddelerinden bazıları

Kaşara soya ve margarin
Normalde 1 kilo kaşar, 10 kilo sütten elde ediliyor. Merdiven altı işletmeler soya proteini kullanarak süt miktarını 6-7 kiloya düşürüyor. Kaşarın içine de margarin atılıyor. Bozuk peynirler de baharatlanarak yeniden satışa sunuluyor.

Zeytine tekstil boyası
Zeytin, tekstil boyalarıyla ve paslı demirlerle siyahlaştırılıyor. Gemlik ve Akhisar zeytinlerinin için de daha düşük fiyatlı yörelerin zeytinleri karıştırılıyor. Zeytine gıda tuzu yerine sanayi tuzu katılıyor.

Ete nişasta, tavuk atıkları
Salam, sucuk, sosis ve kıyma gibi et ürünlerinde hayvansal atıklar, nişasta, tavuk derisi, zar, kan ve tavuk kemiği kullanılıyor. Buna ucuz pul biber ve nitrat ilave ediliyor ve renklendiriliyor.

Pul bibere aşırı tuz
Sapı ve çekirdeği ile öğütülen acı biber yağlanıp ağır çekmesi içini aşırı derecede tuzlandıktan sonra paketleniyor. Yol boylarında kurutulmaya bırakılan biberlerde de aflatoksin oluşuyor.

Sıvı yağ yerine atık yağ
Türkiye'nin dört bir yanından toplanan binlerce tonluk atık yağ, merdiven altı işletmelerde rengi açılarak tekrar satışa sunuluyor.