23 Eylül 2009 Çarşamba
D vitamini eksikliği kalbi vuruyor
İtalyan La Stampa gazetesinde yayımlanan habere göre, ABD'deki Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Massachusetts Hastanesi tarafından yapılan araştırma sırasında, kandaki D vitamini düzeyi ile 65 yaş üstü ölüm oranı arasındaki ilişki inceledi.
Araştırmacılar, 3 bin 400 kişinin kan örneklerini analizi sonucunda, D vitamini oranı düşük olanların kalp hastalıklarından ölme riskinin diğerlerinden üç kat fazla olduğunu tespit etti.
Bu vitaminleri içeren gıdaları tüketenler gripten korunuyor
Bostancı, yaptığı açıklamada, mevsim geçişlerinde yaşanan hava değişiminin gribal enfeksiyonlara sebep olduğunu kaydetti. Isı değişikliklerinden etkilenmemek ve gribal enfeksiyona şakalanmamak için düzenli beslenmenin çok önemli olduğunu kaydeden Bostancı, "A, C, E, selenyum ve çinko gibi beş vitamini içeren gıdalar tüketilmesi gribal enfeksiyondan ciddi şekilde korur." dedi.
Balık, kırmızı et, süt, yoğurt, havuç, roka, dereotu, maydanoz, tere, brokoli, ıspanak, havuç gibi gıdalarda bol bol A vitamini olduğunu ifade eden Bostancı şu bilgileri verdi: "Özellikle A vitamini içeren bu gıdalar bol bol tüketilmelidir. Bunun yanında C vitamini içeren sevri biber, turunçgiller soğan, kereviz, kivi gibi C vitamini içeren gıdalar da vücut direncini artırarak hastalıktan korur. Bitkisel yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, yumurta gibi gıdalar da da E vitamini bolca bulunur. E vitamini de bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Turp, mantar, sarımsak, balık çeşitleri gibi deniz ürünlerinde de selenyum bulunur ve hastalıklara karşı vücudun savunmasını artırır. Yine et, peynir, yumurta, kuru baklagiller kepekli tahıl ürünleri de çinko bakımından zengindir. Dengeli beslenme için bu beş vitamini içeren gıdaların düzenli olarak tüketilmesi çok önemlidir."
Mevsime göre giyinmenin vücut ısısını dengelemek bakımından önemli olduğunun altını çizen Bostancı, terletmeyen, pamuklu giysilerin tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Kahvaltıyı atlayan çocuk dikkatsiz oluyor
Beslenme alışkanlıkları hayatın her döneminde farklı etkileri ile yaşam kalitesini şekillendirir. Fakat en önemlisi bu alışkanlıkların temelinin atıldığı çocukluk dönemidir.
International Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin, kahvaltı yapmadan okula giden bir çocuğun gün içindeki dikkat ve algılama faaliyetinin çok düşük olduğunu söyledi, kahvaltının önemi hakkında bilgi verdi.
Kahvaltı alışkanlığı olmayan çocuklarda en sık görülen sorunlar dikkat azlığı, öğrenmede zorlanma, problem çözmede güçlük fiziksel güç azlığına bağlı kas koordinasyonunda azalmadır. Tüm aile bireylerinin bulunacağı bir kahvaltı sofrası hazırlamak, kahvaltı alışkanlığı kazandırmak için ilk adım olmalıdır.
YEMİYOR DİYE ÜZÜLMEYİN
Ailelerin sıklıkla en büyük şikayetleri çocuklarının bir şey yemediği şeklindedir. Her çocuğun besin gereksinimi, çocuğun yaşına, ağırlığına, boyuna ve fiziksel aktivitesine bağlı olarak farlılık gösterir.
Bir çocuğun sağlıklı bir beslenme alışkanlığı olup olmadığını değerlendirmek için her besin grubundan ne kadar tükettiği ve bunların dağılımı göz önünde bulundurulmalıdır. İkinci planda ise bu besinleri hangi sıklıkla ve ne şekilde tükettiği önemlidir. Okul öncesi dönemde aileden etkilenen beslenme alışkanlıkları okul ile birlikte arkadaş, öğretmen gibi kişilerden de etkilenir. Aileden sonra okulda da beslenme eğitimi verilmesi çok önemlidir.
DOĞRU YEME ALIŞKANLIĞINI KAZANDIRMAK İÇİN
Anne ve babalar çocuklarının yeme alışkanlıkları konusunda yanlış davranışlarda bulunabiliyor. Diyet uzmanı Dilem İrkin, bu konuda dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:
Çocuklarınız yemek yerken oturmaya teşvik edin. Ayakta dururken, yürürken veya yatakta uzanmış bir şekilde yemek yemesini engelleyin.
Çocuğunuzu yemekle değil, sevgiyle ödüllendirin. Çocuğu yemekle ödüllendirmek veya cezalandırmak yemekle ilgili sağlıksız alışkanlıklar kazandırmaya neden olur.
Onların besin seçme ve bazı besinleri reddetmelerine izin verin.
Çocuklarınızı “hayır, teşekkür ederim” demeye teşvik edin. Besin seçimi yapabilmek çocuğun edinmesi gereken bir davranıştır. Eğer çocuğunuz bir besin grubundaki tüm besinleri 2 haftadan daha fazla süre ile reddediyorsa bir uzmandan yardım alınmalıdır.
“Yasaklanmış” yemek kavramından kaçının.
Bu davranış o yiyeceği daha çok istemesine neden olabilir.
Servis şekli değiştirilerek sağlıklı beslenme planının bir parçası olabilir.
Çocuklarınızı kendi kendine servis yapmaya teşvik edin. Bu davranış şekli onların özgüven kazanmaları için de çok önemlidir.
Eğer çocuğunuz öğle öğününü okulda tüketiyorsa, okulda çıkan yemeklerin çocuk beslenmesine için ne kadar uygun olduğu sorgulanmalıdır.
Sunulan yemeklerin her besin grubundan besin içerip içermediğine bakılmalıdır.
Okul menüsünde çocukların büyüme ve gelişiminde ilk sırada olan protein grubundan (et, süt, yoğurt, kuru baklagiller vs.) bir besin mutlaka olmalıdır.
İkinci yemek seçimi ise temel enerji kaynağı olan karbonhidratlardan (makarna, pilav, börek vs.) sağlanmalıdır.
Üçüncü besin, ise diğer iki besinin tamamlayıcısı olmalıdır. (Yoğurt, sütlü tatlı, salata, ayran gibi.)
Yine bu menüdeki yemeklerin çocukların çiğneme ve yutma faaliyetlerine uygun olup olmadığı önemlidir.
Koku, görüntü, lezzet çok iyi sağlanmalı çocuğun besinden uzaklaşmasına neden olunmamalıdır.
Yemekler çocukların sevdiği yiyeceklerden, uygun hijyen ve pişirme yöntemlerine göre hazırlanmalıdır.
HANGİ BESİNDEN NE KADAR ÜKETMELİ?
Birçok farklı besin büyüme, enerji ve sağlık için gereken temel besin öğelerini sağlarlar. Bu besin öğelerini içeren besin grupları ise şunlardır:
Birinci grup: Et, tavuk, balık, yumurta ve kuru baklagiller bu grupta yer alır. Bu gruptaki besinler iyi kalite protein ve minerallerce zengindir. Özellikle büyüme ve gelişme, doku kazanımı için bu gruptaki besinler oldukça önemlidir. Bu gruptaki besinlerden günde 2-3 porsiyon tüketilmelidir.
İkinci grup: Süt, yoğurt, peynir, süt ürünleri bu gruptadır. Bu gruptaki besinler kemiklerin, dişlerin gelişimi için gerekli kalsiyum, A-B vitamini ve iyi kalite protein içermektedir. Günde 300 - 400ml.süt ya da yoğurt ve bir kibrit kutusu kadar peynir tüketilmelidir.
Üçüncü grup: Bu grupta temel enerji kaynağı besinler, tahıllar yer alır. Bitkisel protein ve B vitamini bulunur. Günde 2-3 porsiyon tüketilmelidir.
Dördüncü grup: Sebze ve meyve grubudur. C vitamininden zengindir. Bir günde 3-4 porsiyon tüketilmelidir.
Beşinci grup: Şeker ve yağlar bu gruptadır, enerji sağlarlar. Aşırı tüketimden kaçınılmalıdır.
Eğer çocuğunuz okulda, evden getirdiği besinlerle bir öğün tüketiyorsa, besin seçimi iyi yapılmalıdır. Besin seçilirken çocuğunuzun sevdiği besinlerden seçmeye, bir öğünde tüketebileceği miktarlarda, uygun saklama koşullarında hazırlamaya özen göstermelisiniz.
BESLENME ÇANTASINA NELER KOYABİLİRSİNİZ?
1- Peynirli bir sandviç veya bir tost
2- İçecek olarak meyve, süt ya da meyve suyu, ayran
3- Ara öğün şeklinde bir öğün tüketilecekse evde yapılmış cevizli ya da meyveli bir kek ya da kurabiye
4- Tahıl gevreği, süt
5- Şarküteri ürünü içermeyen domates, biber, peynirli pizza ya da zeytinli, yumurtalı kanapeler
28 Temmuz 2009 Salı
Salataların ve birçok yemeğin vazgeçilmez lezzeti olan bu sebze birçok derde de deva...
Antioksidan deposu: Domatesin içeriğindeki A ve C vitaminleri, folik asit, potasyum, gıda lifi ve koruyucu antioksidanların yararları tartışılamaz. Sandviçlerinize, omletlerinize, salatalarınıza domates eklemeyi unutmayın.
Gribi önler: Bakteri ve virüslerle savaşmaya yardımcı olan karoten bileşikleri domateste mevcut. Günlük domates ihtiyacınızı domates suyu ile giderebilirsiniz. Soğuk algınlığı ve gribe karşı daha dirençli olursunuz.
Cildi korur: Bir araştırmada, güneşe karşı hassas cilde sahip olan bir grubun günlük beslenmelerine domates eklendi. 10 hafta sonunda ciltlerinin güneşin UV ışınlarına karşı daha güçlü hal aldığı belirlendi.
Kolesterolü kontrol eder: Günlük domates yemeye başladıktan sonraki 4 hafta içerisinde iyi kolesterol seviyeniz yüzde 15 artar, kötü kolesterol seviyeniz düşer.
Yaşlanmayla savaşır: Bazı hücrelerde, serbest radikaller DNA’ya yüzde 42’ye varan hasarlar verirler. Domatesleri, az miktarda zeytinyağı ile tükettiğinizde, yaşlanmaya karşı vücudunuz güçlü bir hale gelir.
Tansiyonu düşürür: Hipertansiyondan şikayetçi olanların her gün domates tüketmeleri uzmanlarca öneriliyor.
20 Nisan 2009 Pazartesi
Her gün bir avuç fındıkla kendini kandırma
Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kınıkoğlu, sınırsızca zeytinyağı tüketiminin yanlış olduğunu söyledi. Kalp hastaları için, zeytinyağı dahil tüm yağların zararlı olduğunu belirten Dr. Kınıkoğlu, kalp hastalarının beslenmelerinde yaptıkları hataları ve dikkat edilmesi gerekenleri anlattı:
* Kalp hastaları için zeytinyağı yararlı mı?
Kalp hastaları için, zeytinyağı dahil tüm yağlar zararlı. Bu konuda da, aynı yumurta meselesinde olduğu gibi, normal insanlarla kalp hastalarını ayırmak lazım. Eğer, "Tereyağı mı daha zararlı zeytinyağı mı?" diye sorarsanız, tabii ki cevabım hiç düşünmeden "Tereyağı daha zararlı" olur. Ama "Zeytinyağı kalp hastaları için faydalı mı?" diye sorarsanız, cevabım kesinlikle "Hayır!"
DOYMUŞ YAĞ İÇERİYOR
* Şimdiye kadar zeytinyağının hep faydalı olduğu söyleniyordu, peki en zararsız yağ hangisi?
Zeytinyağı kalp krizi geçirmiş insanlar için, boyun damarlarında darlık olanlar için, felç geçirmiş ve beyin damarlarında sorun olan hastalar için kesinlikle zararlı. Bu yüzden de hastalığın derecesine göre ya hiç kullanılmamalı ya da çok az miktarda kullanılmalı. Doymamış yağ olduğu için zeytinyağının kalbe faydalı olduğunu iddia edenler; zeytinyağında az da olsa doymuş yağ olduğunu unutuyor. Tüm bitkisel yağların içinde de, zararlı olduğunu kabul ettiğimiz doymuş yağlar var. Örneğin; zeytinyağının 100 gramında 73 gram tekli doymamış, 11 gram çoklu doymamış yağ varken, 14 gram da doymuş yağ vardır. Bazı kalp hastalarının faydalı diye zeytinyağına ekmek banıp yediklerini duyuyorum. Bu kişiler zararsız yağların yanında, damarlarını tıkamak için yetecek kadar doymuş yağ da alıyorlar.
ÇOK AZ TÜKETİN
* Zeytinyağını kalp hastalarının hiç mi yememesi gerekiyor?
Kalp damarlarınızda sorun varsa sakın yemeyin ya da olabilecek en az miktarda yiyin. Kalp damarlarınızda sorun yoksa, hiçbir risk faktörünüz bulunmuyorsa tadını çıkarın. İster ekmek banın, ister salataya boca edin... Buna karşılık ailenizde kalpten erken ölenler varsa, sigara içiyorsanız, yüksek tansiyon veya şeker hastalığı gibi önemli risk faktörleriniz varsa tüm yağları olduğu gibi zeytinyağını da kullanırken dikkatli olun, aşırıya kaçmayın.
Günde bir avuç fındık yemenin hiç faydası yok
* Ceviz ve fındık için ne diyorsunuz?
Aynı zeytinyağında olduğu gibi ceviz, badem ve fındık da bizim toplumda yanlış anlaşıldı, daha doğrusu doktorlarımız bu konuda halka gerçekleri anlatmadı. Anlatmadı diyorum çünkü "Şunu yeme, bunu yeme" dediğinizde kötü oluyorsunuz. "Bir avuç şundan ye, on tane bundan ye" dediğinizde herkes, "Ne sempatik adam" diyor. Bu yüzden şimdi söyleyeceklerim hoş karşılanmayacak ama işin doğrusu şudur: Fındık ve cevizde zararlı kolesterolü düşüren çoklu ve tekli doymamış yağ asitleri var. Bu konuda hemşireler üzerinde yapılan büyük bir çalışma var. Hemşirelere doymuş yağ yerine fındık, ceviz yağı verilmiş ve kalp riskinin yüzde 45 düştüğü görülmüş. Yani önerilen diyette; doymuş yağın, fındık/ ceviz yağı ile değiştirilmesi söz konusudur. Yoksa siz etli, yağlı beslenmenizi hiç değiştirmeden üstüne bir de fındık yerseniz, bu hiçbir işe yaramaz. Bana gelen hastalardan biliyorum; hem kilo, hem tansiyon sorunu var, hiç diyet yapmıyor bir de üstüne üstlük her gün bir avuç fındık yiyor. Bu insanlar kendilerini kandırıyorlar. Yedikleri fındığın, kilolarını artırmaktan başka hiçbir yararı yok.
Yağlar, kalp hastaları için damar tıkanıklığı demek!
* İnternette kolesterolün zararlı olmadığına dair yazılar dolaşıyor, bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Maalesef bu konuda büyük bir kafa karışıklığı yaratıldı. Bunun; ilaçlarını satmak için herkesin kolesterolünü düşürmek isteyen ilaç firmalarına bir tepki olarak geliştiğini düşünüyorum. Toplum bir o tarafa, bir bu tarafa çekiliyor. Böyle olunca da insanların tıbba ve bilime olan inançları kayboluyor.
DAMARLARI DARALTIR
* Sizce kolesterol zararlı mı?
Dünyada kolesterolün kalp damar hastalığını artırdığına dair, 'Framingham Çalışması' başta olmak üzere pek çok araştırma var. Buna karşılık tersi, yani yüksek kolesterolün kalp damar hastalığını engellediğini gösteren hiçbir çalışma ve bilimsel kanıt yok. Ama az ama çok, kolesterol bazı insanlarda, kalp ve beyin başta olmak üzere vücuttaki damarları daraltıcı bir etki yapar. Bazı insanlarda diyorum çünkü kolesterolü yüksek olduğu halde kalp damarlarında sorun olmayan kişiler de var. Burada HDL kolesterol dediğimiz koruyucu, iyi kolesterol oranı çok önemli. Eğer HDL kolesterolünüz yüksekse; kolesterol zarar vermiyor, kalp ve damar hastalıklarına karşı daha iyi korunuyorsunuz demektir.
* HDL kolesterol oranı kaç olmalı?
Toplam kolesterolünüzü HDL kolesterole bölün, oran dördün altında ise HDL kolesterolünüz yeterli demektir. Oran dördün üstündeyse kolesterole dikkat etmek gerekir. Bu yüzden 'Kolesterol zararlı-faydalı' diye bir genelleme yapmak yerine 'HDL kolesterolü düşük olanlar ve kalp hastaları için, kolesterol ve tüm yağlar tehlikelidir' demek daha doğru olur.
By-pass olmuş hastalara yumurta sarısı önerilmemeli
* Bir kardiyolog olarak yumurta hakkındaki düşünceleriniz neler?
Amerikan Kalp Birliği, yaptığı açıklamayla; diğer kolesterol kaynaklarını sınırlamak şartıyla günde bir yumurta yenilmesine izin verdi. Yani yumurta herkes için zararlı diye bir şey yok. Eğer kalp hastasıysanız, damarlarınızda herhangi bir sorun varsa; ancak et, süt ve yoğurt gibi diğer kolesterollü yiyecekleri azaltarak yumurta yiyebilirsiniz. Diğer kolesterol kaynaklarını sınırlamadan, "Kalp hastaları yumurta yiyebilir" dersek yanlış olur. Kalp damar sorunu olan hastalarıma, stentli olanlara ve by-pass geçirenlere kolesterol içeren yiyecekler vermiyorum. Bu yüzden yumurta sarısı yemelerini de önermiyorum.
http://www.haber7.com/haber/20090417/Her-gun-bir-avuc-findikla-kendini-kandirma.php
27 Şubat 2009 Cuma
Prebiyotikler
Tanım ve arka plan
Prebiyotikler şu şekilde tanımlanmıştır:
Kolondaki bir veya sınırlı sayıdaki bakterilerin gelişmesini ve/veya aktivitesini seçici olarak arttıran, insan vücudunu faydalı bir şekilde etkileyen sindirilemeyen gıda bileşenidir vede insan sağlığını düzeltmektedir (Gibson and Roberfroid, 1995).
Birçok potansiyel prebiyotikler karbonhidratlardır, fakat tanım karbonhidrat olmayanların prebiyotik olarak kullanımını dışlamamaktadır. Teoride, zararlı bakterilerin sayılarını azaltan ve sağlığa faydalı bakterilerin aktivitelerini destekleyen antibiyotikler de prebiyotik olarak kabul edilebilir.
Tanım, özel bir bakteriyel grubu vurgulamamaktadır. Fakat, bir probiyotiğin bifidobakteri ve laktik asit bakterilerinin sayılarını ve/veya aktivitelerini arttırarak insan üzerinde birçok faydalı etkisi bulunduğu varsayılmaktadır. Bifidobakteriyi uyarıcı ürünler bifidogenik faktör olarak tanımlanmaktadır. Bazı prebiyotikler böylece bifidogenik faktör olarak görev yapmaktadır veya tam tersi şeklinde. Fakat iki kavram özdeş değildir, aşağıdaki intermezzoya bakınız.
Prebiyotikler, ilgili terminoloji ve yanlış anlaşılmalarBifidogenik faktör: Bifidobakterinin gelişmesini uyarıcı herhangi bir bileşen. Sindirilemeyen oligosakkaritler (NDOs): İnce bağırsaklarda sindirilemeden, kalın bağırsağa değiştirilmeden gelen, kısa zincirli karbonhidratlardır. Yanlış anlaşılmalar: Prebiyotikler bifidogeniktir: İnsan vücudu üzerinde faydalı bir etkiye sahip olmak için, bifidobakteriyi uyarmasına gerek yoktur. Diğer türlerde faydalı etkilere sahip olabilir. Prebiyotikler böylece gerekli bifidogenik değillerdir. Bifidogenik faktörler prebiyotiklerdir: Bir bifidogenik faktör bağırsaklarda veya diğer durumlarda (örneğin fermente süt ürünlerinde) bifidobakteriyi arttırır. Bağırsaklardaki bifidobakteri uyarıldığında, bifidogenik faktör prebiyotik olarak göz önüne alınabilir, fakat bu uyarıcının insan vücudu üstüne faydalı bir etkisi olmalıdır. Diğer durumlarda ise, bifidogenik faktörler prebiyotik olarak göz önüne alınmazlar. NDOs bifidogenik veya prebiyotiklerdir: NDOs faydalı bakterileri uyarabilir, ve bu da faydalı etkilerle sonuçlanabilir. Eğer böyleyse, bunlar prebiyotik olarak göz önüne alınabilirler. NDOs aynı zamanda istenmeyen bakterileri de uyarır ve böylece negatif etkilere sahiptirler (örneğin laktoz intoleransı). NDOs bifidobakteriyi uyarabilirler ve böylece bifidogenik olarak göz önüne alınabilir, prebiyotik olarak kabul edilebilir de edilemez de. NDOs ayrıca bütün bağırsak florasına da etkili değildirler. Böylece, tipine göre NDOs prebiyotik, bifidogenik, zararlı veya inert olabilir.
|
Tanım ayrıca, insan sağlığında gelişim sağlayan metabolik aktivitelerdeki değişimleri de belirtmektedir. Bu demek oluyor ki hiçbir özel bakteri grubu uyarılmamış fakat bağırsak florasındaki bu metabolik aktivite bir bütün olarak modifiye edilebilmelidir. Bu genellikle de karbonhidrat fermantasyonunda artış, protein ayrışımı ve fermantasyonunda azalma demektir.
Genellikle, karbonhidrat fermantasyonu zararsız ve hatta faydalı son ürünlerle sonuçlanırken, protein fermantasyonu potansiyel zararlı ürünlerin oluşması ile sonuçlanmaktadır. Aşağıdaki şekle bakınız.
Şekil 1. Bağırsak mikroflorasının protein ve karbonhidrat fermantasyonunun şematik gösterimi. Altı çizili olan protein ve fermantasyon ürünleri başlıca protein fermantasyonundan türetilmiştir.
SCFA = Kısa Zincirli Yağ Asitleri, BCFA = Dallanmış Zincirli Yağ Asitleri
H2S gazı son derece reaktiftir ve bağırsaklar üstünde negatif bir etkiye sahiptir. Hidrojen (H2), CO2 ve metan (CH4) gibi diğer gazların gaz yapma ve abdominal distansiyon hariç herhangi bir olumsuz etkisi yoktur. SCFA ve laktat bağırsak mikroflorası (pH'yı düşürür, bağırsakları daha asidik yapar) ve bağırsak hücreleri için (bağırsak hücreleri enerji için SCFA'e gerek duyar) son derece faydalıdır. Etanol, bağırsak bakterileri tarafından hızlı bir şekilde metabolize edilir ve insan vücudu üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. BCFA, amonyak (NH3), aminler, fenoller ve indoller bağırsak hücreleri için tahriş edicidir ve mutajenik etkiye sahiptirler ve yüksek konsantrasyonlarda bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkiye sahiptirler.
Bundan dolayı, bağırsaklarda karbonhidrat fermantasyonunu arttırmak, protein fermantasyonunu engellemek son derece faydalıdır. Metabolik aktivitedeki bu değişim, yararlı bakteriyel grupların sayısındaki artışla orantılı değildir.
Böylece, prebiyotik kavramı son derece açıktır: yararlı bakterilerin sayısını arttırır ve/veya karbonhidrat metabolizmasını arttırır.
Prebiyotiklerin etkileri
Prebiyotiklerin asıl hedefi kalın bağırsaklarda flora üstünedir.
Prebiyotiklerin iddia edilen etkileri aşağıdaki gibidir:
- Kabızlığı rahatlatma
- Bağırsak pH'sını düşürme
- Bağırsak bakteriyel dengesini yenileme
- Kan kolesterol seviyesini etkileme
- Bağırsak kanseri riskini azaltma
- Bağışıklık sistemi üstüne etkileri
- Bebeklerde daha iyi bir bağırsak mikroflorası
Kabızlığı rahatlatma.
Bu iyi bilinen ve diyet lifi ile benzer etkiye sahip bir etkidir. Birçok prebiyotik kalın bağırsakta fermente edilebilen karbonhidratlardır. Bu fermantasyon ile, çeşitli gazlar oluşur, ve bu gazlar hacmi arttırır ve bağırsaklarda transit geçiş zamanını kısaltır. Kabızlık yavaş bağırsak geçişi sonucu ortaya çıkmaktadır (yavaş transit zamanı). Transit zamanının kısaltılmasıyla kabızlığa karşı önlem alınmış olur.
Buna ek olarak, birçok karbonhidrat bağırsaklardaki su miktarını arttırır ve asitler bağırsakların kendiliğinden hareket edebilmesini arttırırlar. Bu iki etken transit geçiş süresini kısaltır..
En iyi etki, diyet lifi içeren karbonhidrat karışımlarından elde edilmektedir. Bu olay, metabolizmadaki değişikliklerden (çoğunlukla karbonhidratlarda) kaynaklanmaktadır, özel bakterilerin uyarılmasından değil.
Bağırsak pH'sını düşürmesi
Bu etki, metabolizmadaki protein fermantasyonundan (amonyak oluşumu ile yüksek pH oluşur) karbonhidrat fermantasyonuna (asit oluşumu ile sonuçlanır) değişimden dolayıdır. Crohn's hastalığı ve IBS (tahriş olmuş bağırsak sendromu) gibi birçok bağırsak hastalığı yüksek pH'dan kaynaklanmaktadır. pH'nın düşürülmesiyle hastalığın sendromlarını azaltmaktadır (tedavi değil).
Düşük bağırsak pH'sı aynı zamanda bağırsak hareketini arttırır ve bu da patojen bakterilere karşı koruyabilir.
En iyi etki, karbonhidrat karışımlarının hızlı bir şekilde fermente edilmesiyle elde edilir. Bu da metabolizmadaki değişikliklerden dolayıdır, özel bakterilerin uyarılmasından dolayı değil.
Bağırsak bakteriyel dengesinin yenilenmesi
Antibiyotiklerden, ishalden, stresten veya diğer ilaçlardan kaynaklanan rahatsızlıklardan sonra, prebiyotikler bağırsak dengesini yenileyebilirler. Özel bakteri gruplarının seçici olarak uyarılmasıyla denge yenilenebilir. Bu olay, birçok farklı bakteriyel gruplar için mümkündür. Bu, direk uyarma ile (seçilen bakteri prebiyotik üzerinde gelişir) veya dolaylı uyarma (bakteri, diğer bakteriler için uygun bir çevre yaratır) ile olabilir.
Bu durumda, hem seçici uyarılma hem de metabolizmadaki değişiklikler görev almaktadır.
Kan kolesterol seviyesindeki etkileri
Bazı oligosakkaritler için faydalı etkisinin olduğu iddia edilmektedir fakat, bu etki henüz kanıtlanmamıştır ve açıklandığında da çok fazla etkisi yoktur.
Bağırsak kanseri riskini azaltması
Bu etki henüz kanıtlanmış değildir. Bununla beraber, protein fermantasyonunda oluşan ürünlerin bağırsak kanseri riskini arttırdığı birçok gösterge bulunmaktadır. Yani, protein fermantasyonunun azaltılması, riski de azaltacaktır. Buna ilaveten, karbonhidrat fermantasyonunda oluşan ürünler bağırsak kanseri riskini azaltmaktadır.
Yine, en iyi risk azaltıcı etki, metabolizmadaki değişikliklerden dolayıdır, özel bakteri gruplarındaki değişikliklerden değil.
Bağışıklık sistemi üzerine etkileri
Prebiyotiklerin, yalnız başına bağışıklık sistemi üzerine etkisi yoktur. Bununla beraber, bağırsak florasının değişimiyle, bağışıklık sistemi etkilenebilir. Bu uyarılma faydalı veya zararlı olabilir. Faydalı etkisi demek, patojenlere karşı aktivite göstermesidir. Zararlı etkisi ise, uyarılma ile alerjik reaksiyonların artmasıdır.
Bağırsak mikroflorasının bağışıklık sistemi üzerine olan etkileri üzerine birçok çalışmalar yapılmaktadır. Bununla beraber, şu an bağışıklık sistemini olumlu yönde etkileyen prebiyotik bileşiği bulunamamaktadır.
Bebeklerde daha iyi bir bağışıklık mikroflorası
4 yaşın altındaki çocuklarda bağırsak mikroflorası son derece değişkendir. Birçok oral patojenler microflorayı rahatsız edebilmektedirler. Florayı sabitleyen bileşikler prebiyotikler olarak kabul edilmektedir. Ticari oligosakkaritlerin sabitleyici etkilerine dair birçok çalışmalar bulunmaktadır. Bu etkiler florayı değiştirme ve pH'yı düşürmedir.
Ticari prebiyotikler
Birçok ticari prebiyotikler oligosakkaritler ve diyet liflerdir. Seçilmiş sindirilemeyen oligosakkaritler karbonhidrat fermantasyonunu arttıracak, ve böylece yukarıdaki iddialara etkili olacaktır. Bununla beraber, bütün oligosakkaritlerin faydalı etkiye sahip olmadığı akıldan çıkartılmamalıdır. Oligosakkarit karışımının bir etkiye sahip olması için hayvanlar ve insanlar üzerinde test edilmiş olması gerekmektedir.
Günümüzde, belirli bir bakteri grubunu seçici olarak uyaran oligosakkaritler bulunmamaktadır. Birçok oligosakkaritin bifidobakteri ve laktik asit bakterilerini seçici olarak uyardığı iddia edilmektedir fakat in vivo (insanlarda) ve in vitro (laboratuarda) testleri sonucu, bütün ticari oligosakkaritlerin bağırsaklardaki yüksek sayılardaki bakteriyel türleri tarafından fermente edildiğini göstermiştir.
Bütün ticari oligosakkaritler etkili olduklarında, belirli bakteriyel grupları seçici olarak uyararak değil, metabolizmayı değiştirerek etki ederler.
Yan etkiler
Ticari oligosakkaritlerin karbonhidrat fermantasyonunu arttırması gibi, onlar da gaz oluşumunu arttırırlar (yukarıdaki şekle bakınız). Bu da demek oluyor ki yan etkiler gaz yapma ve abdominal distansiyondur. Bu etkiler hassas kişilerde 5 gramda gözlenirken, dayanıklı kişilerde 40 gramda bile gözlenmez. Bu yan etkiler, oligosakkaritlerin tipine ve insan vücudunun dayanıklılığına bağlıdır.
Etken doz
Normal bir diyet, günde 5 ile 10 gram arasında sindirilemeyen karbonhidrat sağlar. Bu, sebze kaynaklı oligosakkaritleri de içermektedir (başlıca fructo-oligosakkarit). Oligosakkaritlerin etken dozu sağlıklı yetişkinler için günde 5-10 gramdır. 5 gramın altındaki dozlar genellikle etkisiz olarak kabul edilir..
Bazı ticari oligosakkaritler:
Oligosakkaritler | Marka isimleri | Faydalı etkisi tanımlandı mı |
Fructo-oligosakkariler (FOS) ve inulin | Oligofructose, raftilose, actilight, frutafit, frutalose | evet |
Trans-galacto-oligosakkaritler | Elix'or | evet |
Xylo- oligosakkaritler |
| evet |
Manno- oligosakkaritler |
| evet (hayvanlarda) |
Lactulose | LacPure | evet |
Sinebiyotikler
Prebiyotikler, özel olarak kalınbağırsaktaki flora üzerine etki etmektedirler. Probiyotikler (link to probiotics) ise ince bağırsak üzerine daha çok etkilidirler.
Sinebiyotikler; prebiyotiklerle probiyotiklerin tek üründeki kombinasyonlarıdır. Buradaki düşünce; bir ürün hem ince bağırsak için faydalı bir ajan, hem de kalın bağırsak için faydalı bir ajan içeren üründür. Böylece bu ikisi sinerji etki yaparak, sine-biyotik olarak adlandırılmıştır.
Genel bir yanlış anlaşılmaya göre; prebiyotik, probiyotiği uyarır (çoğu kez sim-biyotikler olarak adlandırılır). Probiyotiğin uyarılması için prebiyotik kullanılır ve kalın bağırsak üzerine hiçbir etkisi olamaz ve bu kavramdan dolayı herhangi bir faydalı etkisi bulunmaz.
http://www.food-info.net/tr/ff/prebiotics.htm
Fonksiyonel gıda katkı maddelerine örnekler
Sınıf/Bileşen | Kaynak | İddia edilen veya potansiyel faydaları* |
| ||
Alfa-karoten | havuçlar | Hücrelere zarar veren serbest radikalleri etkisizleştirir |
Beta-karoten | Sebzeler, meyveler | Serbest radikalleri etkisizleştirir |
Lutein | Yeşil sebzeler | Sağlıklı görmeye katkıda bulunur |
Likopen | Domates ürünleri | Prostat kanseri riskini azaltabilir |
Zeaksanthin | yumurta, turunçgiller, mısır | Sağlıklı görmeye katkıda bulunur |
| ||
Kolajen hidrolizat | jelatin | Bazı osteoarthritis semptomları geliştirebilir |
| ||
Çözünmeyen lif | Buğday kepeği | meme ve kolon kanseri riskini azaltır |
Beta glukan** | Yulaf | Kalp damarları ile ilgili hastalık riskini azaltır |
Çözünebilen lifler** | Psyllium | Kalp damarları ile ilgili hastalık riskini azaltır |
Bütün tahıllar ** | Tahıl taneleri | Kalp damarları ile ilgili hastalık riskini azaltır |
Yağ asitleri
| ||
Omega-3 yağ asitleri- DHA/EPA | Tonbalığı,balık, deniz yağları | Kalp damarları ile ilgili hastalık riskini azaltır ** ve zihinsel ve optik fonksiyonları geliştirir |
Konjuge linoleik asit (CLA) | Peynir, et ürünleri | Vücut bileşenlerine katkıda bulunur, bazı kanser risklerini azaltır |
| ||
Antosiyanidin | Meyveler | Bazı kanser çeşitlerinin riskini azaltır |
Kateşin | Çay | Bazı kanser çeşitlerinin riskini azaltır |
Flavanonlar | Turunçgiller | Bazı kanser çeşitlerinin riskini azaltır |
Flavonlar | Meyve / sebzeler | Bazı kanser çeşitlerinin riskini azaltır |
| ||
Sulphoraphane | Turpgillerden olan sebzeler | Bazı kanser çeşitlerinin riskini azaltır |
| ||
Kafeik asit, Ferulik asit | Meyve, sebze, narinciye | degeneratif hastalıklara, kalp hastalıklarına, göz hastalıklarına yakalanma riskini azaltır |
| ||
Stanol ester** | Mısır, soya, buğday | Kandaki kolesterol seviyesini düşürür |
| ||
Yer elması, taze soğan, soğan tozu | Mide ve bağırsak sağlığını geliştirir | |
Yoğurt, süt ürünleri | Mide ve bağırsak sağlığını geliştirir, bakterilerin neden olduğu ishali azaltır** | |
| ||
saponinler | Soya fasülyesi, soya gıdaları, soya proteinleri içeren gıdalar | LDL kolestroli düşürür; kansere karşı enzimler içerir |
Soya proteini | ||
Soya proteini** | Soya fasülyesi, soya gıdaları | Günde 25 gram alınması kalp hastalıkları riskini azaltır |
| ||
İsoflavonlar - Daidzein, Genistein | Soya fasülyesi, soya gıdaları | Menepoz semptomlarını azaltır |
Lignanlar | Keten, çavdar, sebzeler | Kalp hastalıklarına ve bazı kanserlere karşı korur, LDL kolestrolünü, toplam kolestrolü ve tirigiliserit miktarını düşürür. |
| ||
Diallyl sülfit | Soğan, sarmısak, yağlar, pırasa, yeşil soğan | LDL kolestroli düşürür, sağlıklı bir bağışıklık sistemi sağlar |
Allyl methyl trisulfit, Dithiolthionlar | Turpgillerden olan sebzeler | LDL kolestroli düşürür, sağlıklı bir bağışıklık sistemi sağlar |
| ||
Proantosiyanidinler | Yaban mersini ürünleri, kakao, çikolata | İdrar yolları sağlığını iyileştirir, kalp hastalıkları riskini azaltır |
*Listede yer alan birçok bileşen uzun süreler boyunca insanlar üzerinde test edilmemiştir. İddialar sadece laboratuvar araştırmalarına dayanmaktadır ve bütün insan grupları için geçerli değildir. ** Katkı maddeleri hakkındaki sağlık iddiaları FDA tarafından onaylıdır (Amerika Birleşik Devletleri için) veya birçok insan gurubu üzerindeki etkilerinin bilimsel geçerliliği ispatlanmıştır. | ||
http://www.food-info.net/tr/ff/table.htm
Fonksiyonel Gıdalar
“Fonksiyonel gıda” terimi besinlerin yanı sıra sağlığa bir fayda sağlayan gıdaları tanımlar. Terim bütün gıdalardan, kuvvetlendirilmiş, zenginleştirilmiş, geliştirilmiş gıdalara ve diyet takviyelerine kadar hepsiyle ilgilidir ve bu gıdalar zihinsel ve bedensel durumu iyileştirmede potansiyele sahiptir ve hastalık risklerini azaltmaktadır.
Bu faydalara sahip bileşenler, gıdanın içerisinde doğal olarak bulunabilir yada işleme sırasında gıdaya eklenebilir. Gıdalardaki besin elementleri miktarı, doğal miktarlarından daha fazlaya çıkarılarak, zenginleştirilmiş gıdalar elde edilebilir. Kuvvetlendirilmiş gıdalar ise orijinal gıdada bulunmayan besin elementleri veya bileşenleri içermektedirler.
Fonksiyonel gıdalar birçok sınıfa ayrılmaktadır. Aşağıdaki tabloya bakınız :
Fonksiyonel gıda terimlerinin tanımları
Terim | Tanım |
Fonksiyonel gıda | Gerekli besin elementi ihtiyacını karşılamasının yanı sıra, bir sağlık faydası sağlayan, çeşitli bileşenler eklenmiş normal gıda tipidir. Örneğin vitamince veya kalsiyumca kuvvetlendirilmiş gıdalar. |
Özel sağlık kullanımı için olan gıdalar (FOSHU) | Fonksiyonel gıdaların Japon sınıflandırılmasından İngilizce'ye çevrimidir. Japon hükümeti FOSHU terimini “belirli sağlık faydası bulunması beklenen ve yetkili etiket talep eden gıdalardır. Ve insanlar bu gıdayı belirli bir sağlık faydası olduğu için tüketirler” şeklinde tanımlamıştır. Sınıflandırma veya sıralamanın Japonya dışında herhangi bir statüsü yoktur. |
Nutraceutical | İddia edilen hastalığın engellenmesi veya tedavisinde tıbbi ve/veya sağlık faydası bulunan özel bir fonksiyonel gıdadır. |
Kolik gıda | Genellikle, sindirilemeyen karbonhidrat formunda olan bağırsaklardaki mikroflora için besin elementi sağlayan ve kolona sindirilmemiş formda ulaşan gıdalardır. |
Kalın bağırsaktaki durumları faydalı bir şekilde gelişmesini sağlayan gıda bileşenidir. | |
İnsan vücudunu faydalı bir şekilde etkileyen tek veya karışık mikroorganizma kültürüdür. | |
Tıbbi gıda | Amerikan gıda yasasında zorla kabul ettirilmiş özel bir sınıflandırmadır. Bu gıdalar, tıbbi denetim altında kullanılmalıdır, iyi tanımlanmış besin özelliklerine sahip olmalı, tanınmış bilimsel prensiplere dayanmış olmalıdır. Tıbbi gıdalar normal tüketicilere satılmazlar. |
Fonksiyonel gıda bileşenlerini gözden geçirmek için tıklayın .
Dünya çapında fonksiyonel gıda pazarları hızlı bir şekilde büyümektedir. Japonya pazarın yaklaşık yarısını üretip tüketirken, Amerika en büyük büyüme hızına sahiptir. Avrupa'da ise probiyotikli doğal süt ürünleri için (örneğin yoğurt ve fermente sütler) pazarlar hızlı bir şekilde büyümektedir. Bu tür gıdaların tüketiciye alımlı gözükmesinin birçok nedeni vardır:
- Tüketiciler, bir hastalığı iyileştirmektense onu engellemeyi istiyor.
- Tıbbi maliyetler artmaktadır.
- Tüketiciler sağlık ve gıda arasındaki bağlantının daha çok farkındalar.
- Sanayileşmiş milletlerde nüfus yaşlanmaktadır.
- Tüketiciler sudaki, havadaki ve gıdalardaki kirlilikten, mikroplardan ve kimyasallardan kaynaklanan çevresel zararları önlemek istiyorlar.
- Faydası hakkındaki bilimsel kanıtlar artmaktadır.
Avrupa ülkelerinde fonksiyonel gıdalar için herhangi bir yasal tanım bulunmamaktadır ve Avrupa ülkeleri gıdalar için sağlık iddiasına izin vermemektedirler. Bütün gıda etiketleri yanlış anlamaya neden olmamalıdırlar. Bu prensibe hürmet edildiğinden emin olmak için Birleşmiş Milletler FAO/WHO Kodeks Alimentarus, Avrupa Konseyi ve ulusal düzenlemeler sadece “savunulabilir ve iyi bulunmuş” iddialara izin vermektedir. Gıdalarda ve takviyelerde sadece iki çeşit iddiaya izin verilmektedir,:
- Vücudun normal fonksiyonu üzerine olan etkilerini anlatan yapısal ve fonksiyon iddiaları.
- Hastalık riskini azaltan (şağlık) iddialar, diyetteki bileşenle hastalık arasındaki ilişkiyi anlatan iddialar.
Daha fazla :
Referanslar ve ilave okumalar:
- http://europe.ilsi.org/file/ILSIFuncFoods.pdf
- Background on Functional Foods : ific.org/relatives/17180.PDF
- Functional Foods : www.dietandbody.com by Tanya Zilberter
- www.eufic.com
- Mary Ellen Sanders, Overview of functional foods: emphasis on probiotic bacteria, Dairy and Food Culture Technologies 8 (1998), 341-347
- Louise A. Berner and Joseph A. O'Donnell, Functional foods and health claims legislation: applications to dairy products, Dairy and Food Culture Technologies 8 (1998), 355-362
Probiyotikler
Probiyotik resmi olarak şöyle tanımlanabilir;
Probiyotikler, sindirim sisteminde belli sayılarda bulunan ve temel beslenmenin yanında sağlık açısından çok yararlı olan canlı organizmalardır.
Bir başka tanımda ise;
Probiyotik, kullananın bağırsak mikrobiyal dengesini düzelterek yararlı bir şekilde etkileyen canlı organizmalardır.
Probiyotik kelimesi Yunanca'da “Pro Biyo” köklerinden gelir ve “Pro Yaşam” anlamına gelir. Son yıllarda birçok değişik tanımla anılmıştır. Her durumda da, insanlar için yararlı bakteriyel bir ürün olarak bulunur.
Bu tanımın dayandığı üç temel ilke;
- Mikro organizmalar (bakteriler) canlıdır.
- Bakteriler ağız yoluyla alınır.
- Mikrobiyal dengeyi etkileyebilmesi için bakterilerin bağırsağa kadar canlı olarak ulaşması gerekir.
Buna göre Probiyotik bakteri, asite (mide asiti), safraya karşı dirençli, zehirsiz, ve en önemlisi oksijensiz ortamda yaşayabilen bir suş olmalı. Bu kriterler çerçevesinde bakteri türlerinin sayıları kısıtlanmıştır ve sadece bazı bakteri gruplarının suşları bu koşulları sağlayabilmiştir. Bunlar; Lactobacillus, Streptococcus ve Bifidobacterium türleri olmasına rağmen bazen diğer maya ve bakteri türleri de kullanılabilir (Bacillus gibi). Bu üç cinsde birer laktik asit bakterisidir. Bağırsaklarda ve birçok fermente süt ürününde doğal olarak bulunur.
AdlandırmaProbiyotik bakteriler türe değil suşa bağımlıdır. Bir suş, bakteriyel bir türün üyesi olabilir. Aşağıdaki örnekteki gibi; Bakteri grubu = Alman Arabası = Laktik asit bakterisi Herkes Volkswagen Golf 1,4 D'nin bir Volkswagen Golf 2.0i turbo'dan farklı karakteristik özelliği olduğunu bilir, ancak dış görünüşünden bunu anlayamaz. Aynı benzetme bakteriler için de geçerlidir. Dışarıdan hepsi aynı görünür; fakat biyolojik karakteristikler (arabadaki motor) farklıdır. Kısaca bir Probiyotik bakterinin sağlık üzerine yararlı etkisi sadece o suşa aittir, türe değil.
|
Yöresel Probiyotik ürünler asit fermentli günlük ürünlerdir, yoğurt gibi. Yöresel yoğurt bakterileri (Lactobacillus delbrueckii ssp bulgaricus ve Streptococus salivarius ssp thermophilus) Probiyotik bakteriler değildirler ve Probiyotik bakteriler katılmadıkça yoğurt bir Probiyotik gıda değildir.
İnsan ve hayvan sağlığında probiyotiklerin yararlı etkisi biliniyor. Aşağıdakiler de Lactobacilli ve Bifidobacterium cinslerine aittir:
- E.coli ve Clostridium perfinges gibi potansiyel patojenlerin engellenmesi
- Virus ve Salmonella'dan kaynaklanan ishal problemlerini engellemek
- Candida enfeksiyonunun etkilerinin azaltılması
- Kolesterol seviyelerinde pozitif etkilerin görülmesi
- Kolon kanserinin durdurulması veya engellenmesi
- Bağışıklık sistemi uyarımı
- Vitaminlerin üretimi
- Minerallerin özellikle kalsiyumun alımını arttırmak
- Laktoza alerjisi olan insanlara laktoz sindirimini sağlamak
Yukarıdaki etkiler (faydalar) kesin bilimsel kanıtlara dayanmamaktadır. Sadece birkaç suş kullanılarak yetişkin gönüllülerde uygulanan çok az düzgün bilimsel çalışma bulunmaktadır. Bu kullanılan birkaç suşda yukardaki etkilerin bazıları görülmüş ve onaylanmıştır. İshal (Sindirim sistemi rahatsızlığı) azalımı, laktoz sindiriminin düzeltilmesi, idrar atımının düzenlenmesi ve Candida üzerindeki yararlı etkiler birkaç suş için bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Diğer etkiler sadece gözlemle belirlenmiştir ve hiçbir bilimsel kanıta dayanmamaktadır.
Ayrı ayrı her suş (veya ürün) için bu etkiler düzgün bir şekilde araştırılmalı, fakat maalesef çoğu zaman, özellikle dondurulmuş tozlar, haplar ve kapsüller gibi gıda tamamlayıcılarında bu yapılmamaktadır.
Bir suşun probiyotik etkisi bilimsel olarak kanıtlansa bile, bu her insan için etkili olacağı anlamına gelmiyor. Çünkü her insan kendine has (özgü) bir bağırsak (sindirim sistemi) florasına sahiptir ve bu probiyotik ürünün verimliliğini kısıtlayan (limitleyen) bir faktördür.
Bu yüzden probiyotik ürünlerin etkili olup olmadıklarını önceden tahmin etmek çok zordur. Piyasada, gerçekte etkisi olmayan birçok ürün bulunmaktadır. İngiltere ve Hollanda'da yapılan son iki çalışmada, piyasadaki çoğu probiyotik gıda ürününde bakteri sayısı “çok az veya hiç” olarak belirtilmiştir. Almanyada'ki bir çalışmada ürünlerin %80'inde etiket bilgilerinin yanlış olduğu görülmüştür. Wageningen Üniversitesi'nin yaptığı bir çalışmada Alman kökenli olmayan ürünlerde etiket bilgileri için benzer bir veriye ulaşılmıştır.
AB (EU) gıda yasaları, “gıdanın tüm içeriği etikette belirtilmelidir.” der. Fakat bir çok probiyotik gıdada gerçek böyle değildir. Yukarıda da bahsedildiği gibi, probiyotik etkiler suşa bağlıdır ve hangi bakteri suşu kullanıldığının belirtilmesi gerekir. Bakteriyel adlandırmalar sık sık değişebildiğinden, suşların numaralı gösterimi de gereklidir, çünkü numaralar asla değişmez. Sadece suş numarasını kullanarak bir tüketici, diyetisyen veya doktor ürünün ve içerdiği bakterinin probiyotik etkilerinin doğruluğunu anlayabilir.
Eğer etiket yanlışsa veya tarihi geçmiş (eski) isimler gösteriyorsa, üretici firma son yıllardaki bilimsel literatürdeki değişimlerden haberdar değildir.
Ürün hakkında herhangi bir şüphe varsa, her zaman üretici firmaya suş numaralarını ve bilimsel referanslarını sormak gerekir. Reklam ve kandırmacalara dikkat edin. Güvenilir firmalar bu bilgiyi her zaman sizinle kolayca paylaşabilir. Bilgi alınamadığı takdirde, ürün hakkında çekingen (şüpheci) davranın!
KandırmacalarKandırmaca (aldatmaca), bir üreticinin kullandığı probiyotik bakteri ve etkileri hakkındaki bilgi ve materyalinin tamamıyla başka bir bakteriye ait olması veya hiç olmaması demektir. Bir üreticinin gerekli bilgileri on-line olarak vermesi çok sık görülür. Lactobacillus casei içeren bir ürünü örnek verebiliriz. Çoğu zaman suş numaraları verilmeyecektir (verilmez). On-line bilgi veren site Lb.casei ve diğer laktik asit bakterileri hakkında genel bilgi içeren bir Link (bağlantı) verir ve göze gerçekten çok güzel görünür. Bütün bunlar mantıklı ve sıradan gelebilir, fakat bu olayı arabalara tercüme ettiğimizde durum değişir. Bir galerinin Volkswagen Golf 2.0 D (Lb.casei ) sattığını düşünelim. Geri plandaki bilgilerine baktığımızda bütün Volkswagen Golflere (diğer Lb.casei suşları), diğer Volkswagen arabalara (diğer lactobacillus türleri), ve hatta bir BMW'ye (Bifidobacteriler) ait olan motor ve detayla ilgili bilgileri size gösterebilir. Ve karşımıza “Volkswagen Golf 2.0 D güzel bir arabadır, çünkü BMW çok iyi arabalar üretir.” sonucu çıkar. Hiç kimse böyle bir galericiyi ciddiye almaz, fakat probiyotik ürünlerde kullanılan genel uygulama budur. Buradaki eksikliğin asıl nedeni, çoğu şirketin bir probiyotik bakteri cinsi ve insan sağlığı üzerine etkileri üzerine yapılması zorunlu fakat çok pahalı olan klinik (teknik) testleri yaptırmamasından kaynaklanmaktadır. Kendi bakteri suşlarını satmak isteyen şirketler, diğer şirketlerin bilgilerini kullanıyorlar. Bu yüzden bu ürünlerin verimliliği tartışılır bir durumdadır.
|
Bir tüketici olarak, aşağıdaki faktörler bir ürünün güvenliği hakkında bize bilgi verebilir:
• İsimler doğru mu? (Çünkü hayali veya yanlış isimler (Toyota Golf gibi) kullanılabilir.) Eğer şüpheniz varsa lütfen bu link'e bir göz atın. Tıkla http://www.bacterio.cict.fr Eğer isimden bu linkte bahsedilmiyorsa, etiket veya üretici yanlış bilgi vermektedir.
• Suş numaraları verilmiş mi? (çoğu zaman vermezler)
• Tüketici bilgi servisleri var mı? (telefon, posta veya elektronik posta)
Eski isimler
Eğer ürünün etiketinde aşağıda verilen tür isimlerden herhangi biri varsa, üretici güncel bilimsel dataya sahip değildir demektir.
Lactobacillus bifidus : Bu isim 1969'da! kullanımdan kalktı ve o zamandan beri kullanılmamaktadır. Bu suşu kullandığını iddia eden üreticiler datalarını güncellemelidir. Bu isim şimdiki 22 tür içeren Bifidobacterium cinsinin tamamı için kullanılıyordu. Bu ismin değeri “ süt bir günlük üründür” cümlesi kadardır. Yine arabalardan örneklersek, birinin size bir arabayı Alman arabası olarak tanıtması ve başka bilgi vermemesi diyebiliriz.
Streptococcus faecium : Bu isim 1980'lerin başlarında kullanımdan kalktı. Doğru (ve yeni) şekli Enterococcus faecium 'dur. Bu türün patojen suşları da bulunduğundan, üreticinin suş numarasını da düzgün olarak vermesi gerekir.
Hayali isimler
Probiyotik ürünler için aslında bulunmayan ve yasal olmayan bir şekilde kullanılan hayali isimler üretilmiştir.
Lactobacillus sporogenes : Bu isim bir hayali isimdir, böyle bir tür bulunmamaktadır. Bu bakterinin spor yaptığı anlaşılmaktadır. Ancak Lactobacillus'lar spor yapmaz. Burada hangi suş kullanıldığı bilinmemektedir. Ayrıca üretici tarafından Bacillus coagulans suşundan da bahsedilmektedir. Bu bir toprak bakterisidir, insan bağırsağında bulunmazlar ve insanlar üzerinde denenmemiş bir türdür. Bu, insanlar için zararlı, patojen bir spor-yapan organizma olan Clostridium sporogenes de olabilir.
Lactobacillus caucasicus : Başka bir hayali isim daha. Tamamen bilinmeyenlerle dolu bir isim. Bu suşun kullanıldığı ürünler hakkında da hiçbir bilgi yoktur.
Bu iki türün kullanıldığı ürünlerin sağlık açısından yararları hakkında hiçbir beklenti olmamalıdır. Bu bakteriye ait hiçbir literatür güvenilir olarak düşünülemez. Çünkü hiçbir mikrobiyolojik veya medikal yayın var olmayan türler hakkındaki datayı kabul etmez.
Lactobacillus acidophilus casei : Bu bakteri hem Lb.acidophilus hem de Lb.casei olabilir. Hangisi olduğu belli değil. Aynı Volkswagen Golf Passat satmak gibi.
Doğruluğu Onaylanmış Suşlar
- Lactobacillus casei Shirota (veya LCS) ; Yakult'dan aynı ismi taşıyan üründe kullanılır.
- Lactobacillus rhamnosus LGG, 25 den fazla ülkede kullanılır. Tür sahibi Finlandiyadan Valio'dur.
- Lactobacillus acidophilus LA7, çoğu günlük üründe kullanılır.
- Lactobacillus acidophilus LA5, günlük ürünlerde ve gıda tamamlayıcılarında
- Lactobacillus acidophilus DDS, temel olarak gıda tamamlayıcılarında
- Lactobacillus johnsonii La1 (LC1), Nestlé ürünlerinde
- Bifidobacterium lactis BB12, günlük ürünlerde
- Bifidobacterium longum BB536, günlük ürünlerde ve gıda tamamlayıcılarında
- Bifidobacterium animalis DN-173 010 (Bifidus Essentis ), Danone ürünlerinde kullanılır.
Probiyotik Olmadığı Kanıtlanmış Suşlar
Aşağıdaki organizmalar safrada ve midede canlı kalamadıklarından bağırsakta da yaşayamazlar.
Yoğurt bakterileri Lb.delbrueckii ssp bulgaricus ve Streptococcus salivarius ssp thermophilus,
Lactobacillus helveticus
http://www.food-info.net/tr/ff/probiotics.htm
Pollyanna geni bulundu
İngiliz psikologların yaptığı araştırma, bu geni taşıyan insanların, olumsuz olaylara daha az ilgi gösterdiklerini, bunun yerine hayatın mutluluk veren yanlarına odaklandıklarını gösterdi.
İngiliz The Guardian gazetesinde yayımlanan araştırma, bu insanların daha sosyal olduklarını ve psikolojik açıdan genellikle daha iyi şekillendiklerini de ortaya koydu.Essex Üniversitesi psikoloji bölümünün başkanı Elaine Fox, söz konusu genin, kişinistresle başa çıkma kabiliyetinin temelini oluşturduğunu ve bu gene sahip olmayanların, hayata daha karamsar baktığını, depresyon gibi akıl sağlığını bozan hastalıklardan daha fazla mustarip olduklarını söyledi.
Araştırma çerçevesinde, 100'den fazla katılımcının, bilgisayar ekranında beliren iyi ve kötü görüntülere verdikleri tepkilerin ne kadar sürdüğü gözlendi.
Görüntüler arasında, kucaklaşan bir çift, tekneyle açılan ve saldırıya uğrayan kişilerin resimleri de yer alıyordu.
Katılımcılara yapılan genetik testlerde, bazı kişilerde gözlenen kötü resimleri yok sayma ve iyi olanlara ilgi gösterme eğiliminin, serotonin hormonunu kontrol eden bir genin varyasyonuyla güçlü biçimde bağlantılı olduğu görüldü.
Sonuçları Proceedings of the Royal Society B dergisinde yayımlanan araştırmada, herkeste söz konusu genin iki varyasyonunun kalıtımsal olarak bulunduğu, bu iki varyasyonun iki kısa, iki uzun veya bir kısa bir uzun şeklinde olabileceği, genin iki uzun varyasyonuna sahip kişilerin, daha olumlu yaklaşım içinde oldukları gözlendi.
Genin iki kısa varyasyonuna sahip kişilerin de daha nevrotik ve endişeli olabilecekleri belirtildi.
http://www.haber7.com/haber/20090225/Pollyanna-geni-bulundu.php
13 Şubat 2009 Cuma
YEMEKLERDEN HEMEN SONRA YAPILMAMASI GEREKEN 7 ŞEY:
* Sigara içmeyin: Uzmanlarca yapılan deneyler, yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın 10 sigaraya eşdeğer
olduğunu kanıtlamıştır.(Kanser olma riski daha yüksek.)
* Hemen meyve yemeyin: Yemeklerin peşinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi şişmesine neden olur.
* Çay içmeyin : Zira çay yaprakları yoğun asit içerir. Bu madde tükettiğimiz gıdalardaki proteinin hazmını zorlaştırıyor.
* Kemerinizi gevşetmeyin: Yemekten sonra kemeri gevşetmek kolaylıkla bağırsak düğümlenmesine ve tıkanmasına neden olur.
* Banyo yapmayın: Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vücuttaki kan akışını hızlandırır, böylece mide çevresindeki
kan miktarı bu durumda azalır. Bu da midemizin sindirim sistemini zayıflatır.
* Yürümeyin: İnsanlar çoğu zaman, yemeklerden sonra 100 adım yürümek 99 yaşına kadar yaşamanızı sağlar derler.
Gerçekte bu doğru değildir. Yürümek sindirim siteminin aldığımız gıdalardan besinlerin emilimini engeller.
* Hemen uyumayın: Aldığımız gıdalar yeterince sindirilemez. Bu durum bağırsağımızda gastrit ve enfeksiyona önderlik eder.
SON OLARAK BU MESAJI BEKLETMEYİN.
DOSTLARINIZA İLETİN Kİ; HABERDAR OLSUNLAR!
2 Şubat 2009 Pazartesi
Kayısıya kanser vız gelir
Türkiye'de ilk defa kayısı araştırması yapıldı. Buna göre mucizevi meyve; kanseri karaciğer yetmezliğini ve kalp krizini önlüyor. Alkolün zararlarından da koruyor. Cilt dostu olmasıyla ünlenen kayısının marifetleri anlatmakla bitmiyor. İnönü Üniversitesi, Malatya Kayısı Araştırma Vakfı ve Malatya Valiliği'nin işbirliği ile 4 yıl önce kayısının yararları konusunda çalışma başlattı. VÜCUT DİRENCİNİ ARTTIRIYOR http://www.haber7.com/haber/20090130/Kayisiya-kanser-viz-gelir.php
Kayısı hakkında ilk kez hayvanlar üzerinde bir araştırma yapıldı. Araştırma sonuçlarına göre, kayısı sindirim sistemi kanserlerine karşı önleyici bir etki yapıyor. Karaciğeri de koruyarak, yağlanmasını engelliyor. Antioksidan niteliğindeki bu mucizevi meyve, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini de yüzde 50 oranında azaltıyor.
Vücut direncini de arttıran kayısı, alkolün verdiği zararları da en aza indirerek organları koruyor. Kayısının yararlarına ilişkin 4 araştırma daha sürdürdüklerini belirten Prof. Dr. Ali Otlu, kayısı ihracatı yapan şirketlerin kayısının bilimsel yararlarıyla ilgili araştırmalar için kaynak ayırmasını talep etti.
13 Ocak 2009 Salı
KIŞA DİRENMEK İÇİN DOĞRU BESLENMEK LAZIM
Bakteriler ve virüsler daha kolay beslenirler. Bize de düşen önlemimizi almaktır. Her gün yiyoruz içiyoruz ancak ne kadar dikkat ediyoruz ? Kısa ve uzun vadeli hastalıklardan korunmak ve de
Direncimizin artması için vücudun ihtiyacı olan besinleri doğru zamanda ve miktarlarda almak önemlidir. Gün içersinde 3 ana öğün mutlaka oluşturulmalıdır. Her öğünden sonra vücut aldığı enerjiyle direnç gösterebilir. Öğünlerin içeriği de bu anlamda önem taşır . Tek başına karbonhidratlarla dolu bir beslenmeden sonra kan şekeri ani yükseleceğinden ağırlık çöker , uyku hali bastırır . Bu nedenle öğünlerde çorba , ekmek , pilav , makarna gibi karbonhidratları , et ürünlerini , sebzeyi ve süt ürünlerini ( süt , yoğurt , cacık , ayran vs. ) dengeli almak gerekir. ilk bakıldığında biraz korkutucu gelebilir. Bu kadar yiyeceği bir arada dengelemek zor olacaktır diye . oysa hepimizin günlük beslenmesinde bazen bu denge kurulmuş olur. Bir çorbanın arkasından dolmayı ve yanında yoğurdu hepimiz yeriz . başka bir örnek verecek olursak etli bezelyenin yanında pilav ve cacık yenilir. İstediğimiz 4 besin gurubu da bu öğünlerde tamamlanmış oluyor aslında.
Beslenme düzeninin dışında bazı besinlerin direnci arttırma ve bağışıklık sistemini güçlendirmede önemli etkileri vardır.
A vitamini bağışıklı sistemini güçlendirmede önemli rolleri vardır. Havuç , kayısı gibi turuncu sebze ve meyveleri , yeşil yapraklı sebzeleri ve brokoliyi beslenmeye eklemek gerekir.
C vitamininin hastalıklara karşı koruduğunu herkes bilir. Özellikle bu mevsimde bolca bulunan portakala , mandalina , greyfurt , biber gibi besinleri daha sık kullanmaya özen göstermek gerekir.
E vitamini ihtiyacı için salatalarınıza 1 kaşık zeytinyağını eklemeyi unutmamalıdır.
Demir minerali bağışıklık sistemin üzerinde çok etkilidir. Bu nedenle kırmızı et , yumurta , balık , yeşil yapraklı sebzeler , kurubaklagiller daha sık tüketilmelidir. Demirin emilimi için C vitamini etkilidir. Bu nedenle demirden
Beslenmede yapılacak düzenlemelerle birlikte günlük hayatımızda bazı alışkanlıklara da dikkat edilmelidir. Stres , her ne kadar kaçması zor olsa da bağışıklık sistemimizi baskıladığı bir gerçektir. Bu nedenle bazı alışanlıklarımızı değiştirmekte fayda vardır.
Uyku , direncin artması için gereklidir. Her bireyin kendi ihtiyacına göre günlük 6-8 saatlik uykuyu alması gerekir. mümkün olduğunca aynı saatlerde yatılıp aynı saatlerde kalkmaya özen göstermelidir.
Aslında hiç zor olmayan bu değişiklikleri yaparak hastalıklara daha az yakalanabiliriz. Özellikle hastalıkların kapımızı zorladığı şu günlerde…
http://www.samanyoluhaber.com/yazar-133414.html